Bize Gönderin

Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin.
" Haydi dök bize kuruntularını... "

21 Haziran 2017 Çarşamba

Profesyonel Borçlu [2. Bölüm] - Ahmet Akdemir

İş yerine gitmek için her zamanki gibi otostop çekmeyi planladı fakat zaten yeterince zaman kaybettiğini fark edip otobüse binmesi gerektiğini düşündü. Otobüs durağının yanındaki simitçiden simit almak için duraksadı.
-Simit ne kadar?
- 1 TL
-İyi ver 2 tane bakalım.
Simitçi orta yaşlarda, kel ve bıyıklı, bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de kısa boylu ve göbekli ilginç bir insandı. Gregor Hamza, her alınan şey karşılığında illa bir şey verilmesi gerekliliğine karşı bir yapıya sahip olsa da nasıl olsa bozamaz diyerek evden çıkarken aldığı borç paradan bir adet 200 TL çıkardı ve simitçiye uzattı. Simitçi parayı görünce bıyık altından sitem ederek derin bir düşünceye daldı. Bununla birlikte simitçi, göbeğini kaşıyor, yersiz ve manasız sesler çıkartıyordu. Durumundan emin olduğu halde sol elini sol cebine götürüp şöyle bir kolaçan etmeyi de ihmal etmedi.
Bu sırada Gregor Hamza, daha fazla beni oyalama, madem bozuğun yok neden satışa çıkıyorsun, her gelen müşterin fakir olup 5 TL ile alışveriş yapacak hali yok ya, yiyeceğimiz iki lokma simit bu kadar bekletilmez ki gibi şeyler ima eden yüz ifadeleri ve jestlerle simitçiyi yıldırmaya çalışıyordu. Simitçi nihayet malum bozuğu olmayan esnaf cümlesini hazırlayarak Gregor’un suratına bile bakmadan;
-Bozuk yok abi, daha sonra bırakırsın.
Gregor, kişiliğiyle alakası olmayan bir yaklaşımla ve fakat aslında tam da kişiliğine hizmet eden cümlelerle durumdan sıvışmaya çalıştı.
-Olur mu yahu, ya unutursam vermeyi. İyisi mi sen buradan al paranı ben borçlu kalmaktan hiç hoşlanmam.
- Yok abi ne borcu, unutursan da helali hoş olsun.
          
  Helalliğini ve simitlerini alan Gregor Hamza aceleyle durağa yöneldi, çünkü beklediği otobüs durağa yanaşmış yolcu kabul ediyordu. Tam otobüsün basamaklarından ilkine adımını atmıştı ki muavin sisteminin kaldırıldığı ve onun yerine sadece akbil sistemine geçildiği aklına geldi. Kendisinin zaten ezelden beridir akbilinin olmadığı konusu aşikardı bu nedenle hiç elini ceplerine götürüp arama zahmetinde bile bulunmadı. Fakat bu otobüse mutlaka binmesi gerekiyordu. Birkaç adım atıp Akbil Emen’in başına geçti. Suratında sanki kendi özel aracı bozulmuş da ilk defa otobüse biniyormuşçasına bir ifade bulunurken şöyle koridora doğru seslendi;
-Fazla akbili olan var mı?
Yolcular, İstanbul’un yoğun halk nüfusunun ve bunların tam tersine yetersiz toplu taşıma aracının oluşturmuş olduğu yoğunlukla birbirleriyle yakın ilişki halinde oturarak ve ayakta seyahat etmeye çabalıyordu. Belki de tam bu durumlarından dolayı Gregor’un akbil talebine yanıt vermediler. Gregor ısrarla tekrar sordu çünkü otobüsten inmek istemiyordu.
-Akbilin de bir kişilik yer olan var mı?
Elinde anahtarlar ve bir çanta olan saçlarını siyaha boyattığı diplerinin beyaz oluşundan belli olan zayıf fakat göbeği olan bir kadın ön sırada oturduğu yerden akbilini Gregor’a uzattı. Gregor akbili alırken kadının aslında göbekli değil hamile olabileceğini düşündü. Daha sonra belki de gazı vardır diye içinden geçirdi. Kartı alıp Akbil Emen’e emdirdikten sonra kadına geri uzattı. Para mevzusunu açmaya hiç niyeti yoktu. Tam bu sırada kadın, Gregor’a kararlı bir şekilde;
-Tam, 2,30 TL.
Gregor, parayı ödemeye hiç niyetli değildi. Aklına simitçi taktiği geldi. Tıpkı simitçiye yaptığı gibi 200 TL çıkaracak, o da bozuk olmadığı için alamayacaktı ve helal edecekti. Plan hazırdı ve uygulamak için yavaşça elini cebine götürüp 200 TL’yi çıkarıp kadına uzattı. Kadın 200 TL’yi görünce “bozuk yok mu?” diye sormak istedi fakat adamın bu parayı uzatmasının sebebini anlamış olmalıydı. Çantasını karıştırdı ve bu parayı bozabileceğini fark etti. Gregor’un elinden parayı alıp yerine tas tamam olarak para üstünü verdi. Gregor, çok şaşırmış ve bugüne kadar bu numarayı yemeyen ilk insan olan bu kadının suratını unutmak istemezcesine dikkatlice bakarak akbil için teşekkür etti.
            İş yerine yaklaşan otobüsten inmek için düğmeye bastı ve durakta açılan orta kapıdan inerek işyerine doğru yürümeye başladı. Bu sırada otobüste yaşadığı bu, kendisi için inanılmaz olan durumu değerlendiriyordu. Kadın 2 TL 30 kuruş için 200 TL’yi bozmuştu. Bu durumu uzunca düşündükten sonra içinden “Allah’tan sahte paraydı da tufaya düşmedim” diye geçirdi. Gregor Hamza, bu tip küçük alışverişlerde ondan para alınmaması için yanında hep sahte bir 200 TL taşımayı adet edinmiştir.
            İşyerine gelip ofisin kapısını açar açmaz karşısında Lağım Şevket’i gören Gregor, büyük bir moral bozukluğu yaşadı. Çünkü birazdan cebindeki nakit, kemiksiz 200 TL’yi vermek zorunda kalacaktı. Gregor içeri girmek istemedi fakat Lağım Şevket’e görünmüştü bile, tam da bu sırada Lağım Şevket, Gregor’a;
-Hamza bak seni severim bilirsin ama bugünde borcunu ödemezsen sevebileceğim bir insan kalmayacak ortada haberin olsun.
            Lağım Şevket, uzun boylu, kemikleri iri bir insandı. Sinirden terlemiş olmalıydı. Çünkü anlından süzülen ter sakallarında sonuçlanıyor, birbirine bitişik sim siyah kaşları çatıldıkça sinirli görünmek yerine komik bir görüntü ortaya çıkıyordu. Onun bu sinir dolu bakışlarını yatıştırmak için konuya giren Gregor, Lağım Şevket’in parasını bir an önce verip göndermek istiyordu.
-Benim sana borcum ne kadardı?
-133 Amerikan Doları.
-Yani 200 TL, buyur abi paran.
- Hayır 200 TL değil. 533 TL.
-Neden abi? Ben senden bu kadar para almadım ki!
-Sen benden 133 dolar aldın. Dolar o zaman 1,5 TL’ydi. Şimdi ise 4 TL.
-Abi yapma borçta kur farkı mı olur?
-Ben anlamam Hamza, çok yakında tekrar geleceğim ve o zaman şimdi ki kadar kibar olmayacağım. Paramı hazır et ben gelmeden ofisime getir.
-Tamam abi… Saygılar…

            Şevket 200 TL’yi alıp cebine koydu ve ofisten çıkıp gitti. Bu durum karşısında büyük bir durgunluk içinde kala kalmıştır Gregor Hamza. Banka bile geri öderken iki katını istemiyor diye düşündü. Bir şeyler yapması gerekiyordu yoksa Lağım Şevket’in insanlara yaptığı işkenceler hakkında çeşitli rivayetler vardı. İnsanın yiyebileceği belki de en pis şeyi yedirdiği için bu lakabı almış olmalıydı. Gregor içinden “şimdi ben ne bok yiyeceğim” diye geçirdi. Bütün gün kimlerden borç isteyeceğini düşünmek üzere masasına oturdu ve derin bir düşünceye daldı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder