İş yerine gitmek için
her zamanki gibi otostop çekmeyi planladı fakat zaten yeterince zaman
kaybettiğini fark edip otobüse binmesi gerektiğini düşündü. Otobüs durağının
yanındaki simitçiden simit almak için duraksadı.
-Simit ne kadar?
- 1 TL
-İyi ver 2 tane
bakalım.
Simitçi orta yaşlarda,
kel ve bıyıklı, bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de kısa boylu ve göbekli
ilginç bir insandı. Gregor Hamza, her alınan şey karşılığında illa bir şey
verilmesi gerekliliğine karşı bir yapıya sahip olsa da nasıl olsa bozamaz
diyerek evden çıkarken aldığı borç paradan bir adet 200 TL çıkardı ve simitçiye
uzattı. Simitçi parayı görünce bıyık altından sitem ederek derin bir düşünceye
daldı. Bununla birlikte simitçi, göbeğini kaşıyor, yersiz ve manasız sesler
çıkartıyordu. Durumundan emin olduğu halde sol elini sol cebine götürüp şöyle
bir kolaçan etmeyi de ihmal etmedi.
Bu sırada Gregor Hamza,
daha fazla beni oyalama, madem bozuğun yok neden satışa çıkıyorsun, her gelen
müşterin fakir olup 5 TL ile alışveriş yapacak hali yok ya, yiyeceğimiz iki
lokma simit bu kadar bekletilmez ki gibi şeyler ima eden yüz ifadeleri ve
jestlerle simitçiyi yıldırmaya çalışıyordu. Simitçi nihayet malum bozuğu
olmayan esnaf cümlesini hazırlayarak Gregor’un suratına bile bakmadan;
-Bozuk yok abi, daha
sonra bırakırsın.
Gregor, kişiliğiyle
alakası olmayan bir yaklaşımla ve fakat aslında tam da kişiliğine hizmet eden
cümlelerle durumdan sıvışmaya çalıştı.
-Olur mu yahu, ya
unutursam vermeyi. İyisi mi sen buradan al paranı ben borçlu kalmaktan hiç
hoşlanmam.
- Yok abi ne borcu,
unutursan da helali hoş olsun.
-Fazla akbili olan var
mı?
Yolcular, İstanbul’un
yoğun halk nüfusunun ve bunların tam tersine yetersiz toplu taşıma aracının
oluşturmuş olduğu yoğunlukla birbirleriyle yakın ilişki halinde oturarak ve
ayakta seyahat etmeye çabalıyordu. Belki de tam bu durumlarından dolayı
Gregor’un akbil talebine yanıt vermediler. Gregor ısrarla tekrar sordu çünkü
otobüsten inmek istemiyordu.
-Akbilin de bir kişilik
yer olan var mı?
Elinde anahtarlar ve
bir çanta olan saçlarını siyaha boyattığı diplerinin beyaz oluşundan belli olan
zayıf fakat göbeği olan bir kadın ön sırada oturduğu yerden akbilini Gregor’a
uzattı. Gregor akbili alırken kadının aslında göbekli değil hamile
olabileceğini düşündü. Daha sonra belki de gazı vardır diye içinden geçirdi.
Kartı alıp Akbil Emen’e emdirdikten sonra kadına geri uzattı. Para mevzusunu
açmaya hiç niyeti yoktu. Tam bu sırada kadın, Gregor’a kararlı bir şekilde;
-Tam, 2,30 TL.
Gregor, parayı ödemeye
hiç niyetli değildi. Aklına simitçi taktiği geldi. Tıpkı simitçiye yaptığı gibi
200 TL çıkaracak, o da bozuk olmadığı için alamayacaktı ve helal edecekti. Plan
hazırdı ve uygulamak için yavaşça elini cebine götürüp 200 TL’yi çıkarıp kadına
uzattı. Kadın 200 TL’yi görünce “bozuk yok mu?” diye sormak istedi fakat adamın
bu parayı uzatmasının sebebini anlamış olmalıydı. Çantasını karıştırdı ve bu
parayı bozabileceğini fark etti. Gregor’un elinden parayı alıp yerine tas tamam
olarak para üstünü verdi. Gregor, çok şaşırmış ve bugüne kadar bu numarayı
yemeyen ilk insan olan bu kadının suratını unutmak istemezcesine dikkatlice bakarak
akbil için teşekkür etti.
İş
yerine yaklaşan otobüsten inmek için düğmeye bastı ve durakta açılan orta
kapıdan inerek işyerine doğru yürümeye başladı. Bu sırada otobüste yaşadığı bu,
kendisi için inanılmaz olan durumu değerlendiriyordu. Kadın 2 TL 30 kuruş için
200 TL’yi bozmuştu. Bu durumu uzunca düşündükten sonra içinden “Allah’tan sahte
paraydı da tufaya düşmedim” diye geçirdi. Gregor Hamza, bu tip küçük
alışverişlerde ondan para alınmaması için yanında hep sahte bir 200 TL taşımayı
adet edinmiştir.
İşyerine
gelip ofisin kapısını açar açmaz karşısında Lağım Şevket’i gören Gregor, büyük
bir moral bozukluğu yaşadı. Çünkü birazdan cebindeki nakit, kemiksiz 200 TL’yi
vermek zorunda kalacaktı. Gregor içeri girmek istemedi fakat Lağım Şevket’e
görünmüştü bile, tam da bu sırada Lağım Şevket, Gregor’a;
-Hamza bak seni severim
bilirsin ama bugünde borcunu ödemezsen sevebileceğim bir insan kalmayacak
ortada haberin olsun.
Lağım
Şevket, uzun boylu, kemikleri iri bir insandı. Sinirden terlemiş olmalıydı. Çünkü
anlından süzülen ter sakallarında sonuçlanıyor, birbirine bitişik sim siyah
kaşları çatıldıkça sinirli görünmek yerine komik bir görüntü ortaya çıkıyordu.
Onun bu sinir dolu bakışlarını yatıştırmak için konuya giren Gregor, Lağım
Şevket’in parasını bir an önce verip göndermek istiyordu.
-Benim sana borcum ne
kadardı?
-133 Amerikan Doları.
-Yani 200 TL, buyur abi
paran.
- Hayır 200 TL değil.
533 TL.
-Neden abi? Ben senden
bu kadar para almadım ki!
-Sen benden 133 dolar
aldın. Dolar o zaman 1,5 TL’ydi. Şimdi ise 4 TL.
-Abi yapma borçta kur
farkı mı olur?
-Ben anlamam Hamza, çok
yakında tekrar geleceğim ve o zaman şimdi ki kadar kibar olmayacağım. Paramı
hazır et ben gelmeden ofisime getir.
-Tamam abi… Saygılar…
Şevket
200 TL’yi alıp cebine koydu ve ofisten çıkıp gitti. Bu durum karşısında büyük
bir durgunluk içinde kala kalmıştır Gregor Hamza. Banka bile geri öderken iki
katını istemiyor diye düşündü. Bir şeyler yapması gerekiyordu yoksa Lağım Şevket’in
insanlara yaptığı işkenceler hakkında çeşitli rivayetler vardı. İnsanın
yiyebileceği belki de en pis şeyi yedirdiği için bu lakabı almış olmalıydı.
Gregor içinden “şimdi ben ne bok yiyeceğim” diye geçirdi. Bütün gün kimlerden
borç isteyeceğini düşünmek üzere masasına oturdu ve derin bir düşünceye daldı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder