Bize Gönderin

Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin.
" Haydi dök bize kuruntularını... "

29 Temmuz 2017 Cumartesi

Bir Günlük Tatil -Delikadir-

Saate baktığında 08.27’yi gösteriyordu. Yola yeni çıkmışlardı. Beha arabayı sürerken Ada arka tarafta sabah kahvelerini hazırlıyordu. Her gün sabah yaptıkları gibi bugün de yola çıktıklarında baş başa içeceklerdi. Arabaları yeşil renkte Volkswagen T2 -halk dilinde köfteci arabası- modelinde, arka tarafını karavan gibi yaptırdıkları, yatak ve ufak bir mutfak bulunan cinsten bir arabaydı. Ada suyu ısıtmış ve iki kupa filtre kahveyi hazırlarken hayatını adadığı adama cevabını bildiği bir soruyu seslendi: “Yolculuk nereyedir kaptan?”
Yüzünde hafif tebessümle aynadan arkaya baktı Beha: “Bilmekten öte hissedilerek gidilen bir yere.”
Ada bu cevabı alacağını biliyordu çünkü Beha’nın son zamanlarda okuduğu Hakan Günday’ın AZ kitabından çok beğendiği ve çok etkilendiği bir sözdü. Son zamanlarda fazlasıyla duymuştu bu sözü. Ada kahveleri alıp, iki koltuğun arasından geçip yerine oturdu. Terliklerini çıkaran Ada, ayaklarını camdan dışarı uzattı ve kahvesini yudumladı. Beha ise onun bu hallerini çok severdi, güneş gözlüğünün üstünden ona bakarak tekrar gülümsedi. Kendilerini kahveyle birlikte arabanın içinde duyulan AnnenMayKantereit’inPocahontas şarkısına bıraktılar ve güzel bir yolculuk başladı.
Evleneli 4 yıl olmuştu. Ada üniversiteyi bitirdikten sonra yerel bir gazetede çalışmaya başlamıştı. Beha ise bir firmada mühendislik yapıyordu. İkisinin de hep hayal ettiği gibi bir evlilikleri vardı. Hafta içi çalışıyorlardı ama hafta sonu olduğunda genellikle cumartesi sabah arabalarına atlayıp bildikleri bir yere kamp yapmaya giderlerdi. Birbirlerinin ruhlarını görebiliyor, çok iyi anlaşabiliyorlardı.
İkisi de çalıştıkları yerden yıllık izinlerini aynı tarihe ayarlamış, 4 Temmuz’da yola çıkacaklardı. Her yaz yaptıkları gibi arabaya atlayıp bilmedikleri, sadece hissettikleri yolda gidiyorlardı. Geçen sene Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni keşfe çıkançift, bu sene ise Ege Bölgesi’ni seçmişlerdi. Asla otelde tatil yapmazlardı. Onlara göre tatil; otelde ki verilen avantajları kullanmak için diğer müşterilerle yarış içerisine girmektense diledikleri gibi yaşayarak, doğayı hissederek, insanlar tanıyarak ve arabayla gezerek yapmaktı. Karavan gibi kullandıkları arabayla çok güzel anıları olmuştu. Evliliklerinin ilk çılgın sevişmelerinden tutun yıl dönümü kutlamalarını burada yaşamışlardı. O araba onlar için taşınabilir bir dünyaydı.

Birbirlerine deli gibi aşık bir çiftti. Tanışmaları da bir o kadar delice olmuştu. Aynı üniversitede okuyorlardı. Beha evinde otururken telefonuna bilmediği bir numaradan “Aşağı inmelisin, seni bekliyorum.” yazılı mesaj gelmişti. Beha her ne kadar camdan baksa da kimseyi görememişti. Aşağı inince karşısında Ada’yı gördü. Ada heyecanlı ama kendine güvenerek: “Sen insanlara bu kadar güzel gülerken daha fazla dayanamadım. Artık tanışma zamanı. Hadi benimle biraz yürü. Bakma öyle salak salak yüzüme. Üniversitede kızlar teklif ediyor olum, bilmiyor musun?” Beha o an bu özgüven dolusu çılgın kadına âşık olmuştu. O gün öğrendi, Ada kantinde onu sürekli izliyormuş. Hatta evine kadar takip etmiş ve öğrenmişti. Tabii bunun üzerine bir sürpriz daha yaşayacaktı; evlenme teklifini de Ada yapmıştı. Beha’ya kitap hediye eden Ada: “Kitabın içinde güzel bir not var, gece yatmadan önce açıp okumanı istiyorum. Okuyunca beni arayacaksın ama!” Beha gece olduğunda paketi açtı ve kitabın kapağında ki notu okudu: “Son sayfayı aç.” Son sayfayı açtığında bir yüzük tutturulduğunu ve altında yazı olduğunu gördü. Yazı şöyleydi: “O güzel gülüşünü ve kalbini bir ömür bana adamaya ne dersin?” Beha bunu okuduğunda kahkaha atarak gülmüştü. Tam Ada’dan beklenecek bir teklifti. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu, hatta telefonun kilidini zor açtı. Ada’yı aradığında kapının önünde oturmuş beklediğini öğrendi. Ada, Beha kapıyı açtığında o âşık olduğu gülen yüzü görünce dayanamayıp Beha’nın boynuna sarıldı. Bu şekilde başlamıştı evlilikleri.
Saat 12.00’ye geliyordu. Arabanın içinde ki müzik kesilmiş, Ada’nın ayakları hala dışarıdayken oturduğu yerden sesli bir şekilde kitap okuyordu. George Orwell’ın 1984 kitabını okuyan Ada, bir an durdu ve altını çizerken son bölümü tekrar okudu: “İnsan, ardından tek bir iz bile, bir kâğıt parçasına karalanmış tek bir adsız sözcük bile bırakamadıktan sonra geleceğe nasıl seslenebilirdi?”
Saat 12.18’di ve ormanlık bir alana girmişlerdi. Beha arabayı güzel bir yere park ettikten sonra ikisi birlikte masayı ve yiyecek bir şeyler çıkardılar dışarı. Arabanın içinde ki ufak mutfakta Beha atıştırmalık bir şeyler hazırladı. Karınlarını güzelce doyurduktan sonra yanlarında taşıdıkları çift kişilik hamağı hazır ettiler. Hamakta uzanırken sıra Beha’ya gelmişti. Eline aldığı kitabı Ada’nın kaldığı yerden sesli bir şekilde okumaya başladı. Yarım saat o şekilde yattıktan sonra Ada kitabı Beha’nın elinden alıp kapattı ve kenara koydu. Dudaklarına dudaklarıyla bir işaret bıraktıktan sonra arabaya gidip buzdolabından iki tane bira alıp geri geldi. Bu sefer kalın gövdeli bir ağacın dibine oturup yaslandılar. Ada birasından ilk yudumu almadan önce söze girdi: “Acaba bir çocuğumuz olsaydı nasıl olurdu? Hangimize benzerdi? Nasıl yetiştirirdik?”
Beha birasından ilk yudumu aldıktan sonra: “Eğer çocuğumuz akıllıysa sana benzer. Ben de dünyanın iki güzel harikasıyla yaşama şansı bulurum.”
“Son zamanlarda aklıma gelmeye başladı. Çocuğumuz olsun istiyorum. Anne olmak istiyorum galiba.”
Bu duruma ağzı kulaklarında karşılık verdi: “Galiba bu yaz tatilimiz şimdiye kadar ki en güzel tatil olacak.”
“Çok fırsatçısın. Dört gözle bunu bekliyordun demi.”
Bir süre ilerde olacakları çocukları hakkında konuştular, hayaller kurdular. Beha kalkıp ikinci biraları getiriyordu ki daha ayaktayken bir geleneği başlatmış oldu: “Beni istiyorsun,”
Ada Beha’nın elinden bira şişesini alıp en sevdikleri şiire keyifle devam etti: “Bahçeni sulayayım diye.”
Arkasından Beha: “Sonra o tomurcuklar biraz ben..”
Sıra devam ediyordu: “Sonra o çiçekler biraz ben..”
“Sonra o yemişler biraz ben..”
“Ve bir öğle sıcağında”
“Yapraklarımın gölgesinde”
“Avaz-avaz sen.”
Özdemir Asaf’ın Mi şiirini ormanlıkta bağırarak okuduktan sonra toparlanıp tekrar yola koyuldular. Yola çıktıklarında 14.22’ydi. Hiçbir şey düşünmeden, planlamadan mutlu bir şekilde yola devam ediyorlardı. Bir süre köy yolundan gittiler. Beha tam sigarasını yakacakken bir anda Ada: “Dur, dur, dur. Hemen sağa çek arabayı.” Beha korkmuş bir şekilde hemen ani fren yapıp, tozu dumana katarak durdu. Ada: “Bak şurada bir bahçe var. Gidip meyve toplayalım oradan. Amcayla teyze var ama bir şey demezler galiba.” Beha yine gülerek arkasına takıldı ve ona aşık gözlerle bahçeye doğru yürüdü. Kovayı elinde taşıyan Beha amcaya seslendi: “Amcacım, merhaba! Yoldan geçiyorduk da bahçenizi gördük. Biraz meyve alabilir miyiz? Yolda giderken yemek için.” Elleri belinde yürüyerek kendilerine doğru gelen yaşlı çifti görünce, kızacaklarını sanıp korktular. Ama bu yaşlı çift tam bir ege köylüsüydü. Gelen misafirin başlarının üstünde yeri vardı. Önce tanıştılar, nereden gelip nereye gittiklerini sordular. Karınları açsa teyzenin yemek yapabileceğini söyledi yaşlı amca. Sonrasında ise istedikleri kadar meyve alabileceklerini hatta kova yetmezse poşet verebileceklerini söylediler. Güzel bir sohbet eşliğinde toplanan meyveleri alıp arabaya bindiler. Kovayı kucağına alan Ada gülerek: “Üç ben yiyeceğim bir sen yiyeceksin.” İkisi birlikte gülüştüler. Bir bahçeden kendi elleriyle meyve toplayan çiftin tatilleri tam istedikleri gibi başladı. Keyfi yerinde olan Ada, teypten Flört grubunun Yola Devam şarkısının çaldığını duyunca sesi iyice açtı. İkisi birlikte şarkıya sesli bir şekilde eşlik ederken hissettikleri yolda devam ediyorlardı.
Uzun bir yol gittiler. Bir ara yol kenarından bir marketten akşam yemeği için alışveriş yaptılar. Kasiyer kadın: “İlerde Hanımağa Köyü’ne gelmeden sağ tarafta patika bir yol olacak. Oradan girin uzunca devam edin karşınıza ormanlık bir alan gelecek, biraz daha içeri girince bir şelale çıkacak. Sorduğunuz gibi bir yer ancak orası var.” Beha güzel bir akşam yemeği ve uyku için harika bir yer bulmuştu. Kasiyer kadının tarif ettiği yere gittiğinde saklı bir cennetle karşılaştılar. Galiba çok az bilinen bir yerdi. Suyun içi ve ormanlık alan çok temiz, aynı zamanda çok sakin kendilerinden başka kimsenin olmadığı bir yer. Akşam yemeği için Beha köri soslu tavuk yaparken Ada masayı hazırlıyordu. Alkol dolabından rakı şişesini çıkardı ve masaya götürdü. Her şey hazırdı. Rakı kadehlerini doldururken: “Senle tanışmadan önce rakı içemezdim ben.”
Beha dirseklerini masaya koyup ellerini birleştirdi: “Murat Menteş Korkma Ben Varım kitabında şöyle der: ’Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştirir.’ İşte bundan ibaret aşk.”
Ada avuçlarıyla Beha’nın yanaklarını okşarken gözlerinin içine uzunca baktı. Dördüncü kadehten sonra etrafta kimsenin olmamasını fırsat bilen aşık çift, şelaleye çırılçıplak girdiler. Bir süre suyun tadını çıkardılar. Suyun temizliğini, saflığını, güzelliğini vücutlarının her noktasında hissediyorlardı. Rakıdan ziyade mutluluğun verdiği bir sarhoşlukla suyun içinde vücutları birleşti. Suyun verdiği üşüme hissiyle ve o anki heyecanla titreyerek vücutları ayrılmadan sudan çıktılar. Ayakları tökezleyerek arabaya kadar zor giden çift, o gün kurdukları çocuk hayalinin ilk denemesini yapmaya hazırdılar. Yatakta ıslak bir şekilde uzanan Ada’nın gözlerinin içine bakarak dudaklarını öpmeye başladı. Güzel, heyecanlı, tutkulu bir sevişmeyle tatilin ilk gününü bitireceklerdi.

Tatil onlar için her sabah yeniden başlıyordu. Her gün akşam yeni bir hikâye bitireceklerdi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder