HAZAL & GAZAL
Tık
Tık
Tık…
Duyuyor musun sesi? Yağmurun sesi bu, damla damla vuruyor
cama, damlalar bütünleşiyor camın buğusunda. Sonra ben o buğuya bir hazal
çiziyorum bir de gazal. Bilir misin nedir gazal? Gazal iplikçi demektir.
İlmiklere emek emek işlenen her şeyde adını gizleyen demektir. Kışın üstüne
kazaktır yünden, belki ipten bir top. Kimse bilmez, kimse görmez ama o
oradadır, tam orada. İlmeklerin arasından bakar bana, bakar sana bakar görmek
isteyen her bir ademoğluna, bakar iki ilmek arasından. Herkes görmez herkes
bilmez ama ben görürüm ben bilirim. Nereden mi bilirim? Çünkü her ilmekte babam
gizlidir benim. Ne zaman bir çocuk görsem elleri babasınınkilere kenetlenmiş,
yüreğim kamaşıverir en ince yerinden çünkü onu hatırlarım, babamı hatırlar ona
giderim en onlu günlere giderim. Daha gün aydınlanmamışken elimden tutup
karanlık sokak aralarından atölyesine götürüşüne giderim.
O rutubetli,
duvarları hafif nemli atölyesine gider, en babamlı günler yaşarım içimde bir
yerlerde. Beni bir ayağı ötekilere göre biraz daha kısa olan ahşap sandalyesine
oturtur, dumanı üstünden hiç eksik olmayan çayından bir yudum alır ipleri
kasnakta gererken bana ipleri anlatırdı her bir ipin ötekilerden farklı oluşunu
her ipin renginin farklı bir anlam taşıdığını her ilmeğin nasıl emek oluşunu
anlatırdı. Kilimler işlenirken nasıl çabalar harcandığını anlatırdı o her
ilmeyi yılmadan, usanmadan atan genç kızları ha bir de işlenen onca desenin
anlamlarına değinirdi. Kırmızı neden kalp demekmiş o zamanlar öğrenmiştim sarı neden
ayrılıkmış o zamanlar bellemiştim.” Yöremizde kilim demek ilim demektir kilim
sevdadır derttir özlemdir istektir” dizelerini o zamanlar ezber etmiştim.
Atölyemizin önünde bir ağaç vardı, kavak ağacı hiç meyvesini yemek nasip olmadı
neden mi? eh çünkü hiç meyve vermedi de ondan :) ama her mevsim oradaydı o ağaç
en zemheri aylarda bile. Babam başımızdan eksik olmasın onun yaprakları kadar
ömrüne ömür olsun derdi hep. Benim ömrüme ömür oldu da babama olmadı, olamadı.
Ben o kavak ağacı gibi her mevsimde dallanıp budaklanırken babam hazala döndü
yapraklarını döktü kabukları kurudu sonra bir gün hiç beklemediğimiz bir gün
yıkılıverdi o dev gibi ağaç, atölyesinin önüne. O kavak ağacı o gazal bir anda
kupkuru bir hazala dönüşüverdi. Ondandır bu her çocuk gördüğümde yüreğimin en
ince yerinin sızlaması ondandır bu her kavak ağacında gözlerimin buğulanıp
babamı özlemem her iplik görüşümde babamın duasına neden âmin dedin diye
kendimi kınamam, ayıplamam neden “cümlemizin senle beraber” lafını o zamanlar
öğrenememiş olduğum için kendime kızmam. Ondandır bu her buğulu cam görüşümde
bir hazal bir de gazal çizmem…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder