Başucundaki çalar saat çalmaya başlayınca Acar, önce
saatin üstündeki düğmeye basıp zil sesini susturdu ve sabahın daha ilk saatleri
olduğunu fark etti. Oda karanlıktı, güneş daha doğmamıştı. Bugün yeni işinde
ilk günü olduğu için heyecanlı bir şekilde yataktan çıkıp önce odasının ışığını
yaktı, olduğu yerde gerindi. Sonra ışığını kapatıp koridora çıktı tuvalete
gidene kadar ışığı açmadan -annesini erkenden uyandırmamak için- duvara elini
sürterek ezberlediği tuvalet kapısına ulaştı. İnsanın doğasında olan günün ilk
tuvaletini yaptıktan sonra banyoda elini yüzünü yıkayıp tekrar odasına geçti.
Işığı tekrar açtı, giysi dolabından gece uyumadan önce belirlediği elbiseyi
giyip, dolabın kapısındaki aynada saçını taradıktan sonra babasının aldığı
tokayı saçına takıp hazırlandı. Çantasına eski bir pantolon, gömlek ve işçi
tulumu koydu. Tam odadan çıkarken kapının arkasındaki askılıkta asılı duran
babasının kasketini gördü ve onu da çantasının içine attı.
Odasından mutfağa doğru sessiz bir şekilde yürüdü.
Hızlı bir şekilde hem kendisine hem de annesine kahvaltı hazırladı. Nasıl olsa
o da en geç yarım saate kalkıp işe gitmek için hazırlanacaktı, hiç değilse
uyandığında kahvaltı hazır olmuş olurdu. İlk günden işe geç kalmamak için
hızlıca kahvaltısını yaparken annesi odasından çıkıp koridorda göründü. Ay gibi
parlayan o nur yüzüyle kızına doğru yaklaşan Demet:
Annesi mutfak kapısına yaslanmış yüzünde gülümsemeyle,
koşuşturmaca içinde olan dünyalar güzeli kızını izliyordu. Sonra bir anda
tedirgin bir şekilde kızını uyarmaya başladı.
Acar’ın annesine bir şeyler demeye vakti yoktu çünkü
saatte bir geçen otobüsü kaçırmamak için hemen üstüne bir hırka alıp çantasını
da sırtına takıp evden çıktı.
Binadan dışarı adım atar atmaz sabahın o soğuk
havasını yüzünde hissetti. Bir an ürperdi ve hızlı hızlı yan sokaktaki yokuştan
yukarı yürüyerek durağa gitti. Durağa gittiğinde cama asılı olan otobüs
saatlerine baktı sonra kolundaki saate baktığında üç dakika sonra otobüsün
geleceğini gördü ve sevindi. Otobüs gelene kadar babasını düşündü, cezaevindeydi
ama kızının işe başlamasına çok sevinmişti. Kızı için hapse girmişti. Acar da
hafta sonu olsun ve görüşüne gidip her şeyi anlatayım diye günleri sayıyordu. O
sırada otobüs geldi. Cüzdanından, büfede satılan otobüs kartını çıkartıp
arkasındaki yazılara baktı ve daha sekiz binme hakkı olduğunu gördü. Kartı
kapının hemen yanındaki büyük yeşil kutunun içine doğru itti ve kart makinenin
içine girip tekrar çıktığında kartı aldı ve şoföre selam verdi.
Şoför daha uykusunu alamamış bir haldeyken genç kızın
ona selam vermesine şaşırdı ve aynı şekilde selamına karşılık verdi.
Acar otobüsün arkasına doğru yürüdü ve cam kenarındaki
koltuğa oturdu. Deri koltuklar sabahın bu saatinde çok soğuk oluyordu.
Çantasını bacaklarının arasına alıp biraz ısınırım diye ellerini bacaklarının
arasına sıkıştırdı. Elbisesi uzun olduğu için rahatça oturuyordu. Camdan
dışarıyı seyrederek derin düşüncelere dalmıştı. Kafasında yaşadığı ülkeyle,
şehirle hatta ilçeyle ve toplumla ilgili yanıt alamadığı sorular vardı. Bu
sorulara yanıt bulmaya dalmışken babasının tarif ettiği durağa yaklaştığını
görüp kapıya doğru gitti ve durakta otobüsten indi. İşe başlayacağı atölyeye
kadar yürüdü, Kostüm Sanayi Sitesi’nde bu saatte bir kadın görmeye alışık olmayan
işçiler dükkanların kapısından Acar’a bakıyordu. Acar sora sora işe başlayacağı
atölyeyi buldu, kapısı açıktı, hemen içeri girdi. Atölyede çalışmaya başlamak
üzere olan üç işçi ve bir çırak Acar’ı görür görmez meraklı gözlerle ona
baktılar. Acar hemen çırağın yanına gitti.
Çırak ağzı bir karış açık onu dinliyordu. Hafiften
kekeleyerek cevap verdi.
Acar güler yüzle teşekkür edip merdivenlere doğru
yürürken, sanayi ağzı, diye düşündü. Küçücük çırak bile patrona “abi” diye
hitap ediyordu. Sanayide ve atölyede herkesin ağzı açık ona bakacağına
hazırlıklıydı, babası çok önceden anlatmış, neler yaşayacağını söylemişti.
Ofisin kapısını tıklatıp Mustafa Bey’in girin dediğini duyunca kapıyı açıp
içeri girdi.
Mustafa Bey’in gözleri fal taşı gibi açılmış,
karşısındaki elbiseli, saçları taranmış, beyaz tenli kadına bakıyordu.
Acar kendisinden emin, dik duruşuyla kendini anlatmaya
başladı.
Acar, işe başlamadan babasından aldığı tüyolar
sayesinde patronlara ne diyeceğini ve onları nasıl ikna edeceğini öğrenmişti ve
onları uyguluyordu. Mustafa Bey bir an Acar’ın bu çıkışına karşılık olduğu
yerde toparlanıp daha sakin konuşmaya başladı.
Mustafa Bey meraklı gözlerle kendinden bu kadar emin
bir kızla konuşmak istiyordu ama tedirgindi.
Mustafa Bey bunu duyar duymaz bir anda yerinde
kımıldadı ve tedirgin bir sesle sordu.
Acar kendisinden emin, başı dik bir şekilde yavaş
yavaş konuştu.
Mustafa Bey iyice tedirgin olmaya başlamıştı ama
kendisine böyle güvenen ve işten anlayan birini geri çeviremezdi. Aşağıdaki üç
usta bile böyle kendilerine güvenerek çalışmıyorlardı. Bir süre daha konuştular
sonra işe başlamasını fakat bu kıyafet konusunda ne yapacağını sorduğunda, Acar
yanında kıyafet getirdiğini söyledi ve üstünü nerede değiştirebileceğini sordu.
Mustafa Bey ancak ofiste üstünü değiştirebileceğini söyleyip, ofisten çıkıp
aşağı atölyeye indi. Ustalarla konuşup durumu anlattı. Köşedeki torna
makinesinde çalışacaktı, ona yardımcı olmalarını söyledi.
Acar kıyafetlerini değiştirmiş, saçlarını da toplayıp
kafasına taktığı kasketin içine sıkıştırmış bir biçimde atölyeye indi.
Ustalarla tek tek tanıştı, Yaşlı olan Mürsel’di, kel olan Mesut, zayıf ve uzun
boylu olan ise Hasan Usta’ydı. Çırağın adı ise Samet’ti. Çırak onu çok
sevmişti, sürekli gülerek onu izliyordu. Hasan Usta ona atölyeyi gösterdi ve
çalışacağı parçaların özelliklerini, ölçülerini anlattı. Acar gönül
rahatlığıyla işe başlamıştı. Kafasını kaldırıp karşı duvardaki saate baktığında
08:25 olduğunu gördü.
Acar, bu işe girmeden önce babasıyla bir ay boyunca
konuşup işe girdiğinde karşılaşacağı zorlukları öğrendi. Babası harfi harfine
ne yapması gerektiğini, bu zorluklarla nasıl başa çıkacağını ona anlattı. Her
hafta sonu görüşe gidip babasına neler yaşadığını, neler yaptığını anlatacaktı.
Babasıyla ne konuştuğunu hatırlamaya çalışırken Mesut Usta’nın sesini duydu.
Acar da kendisini yorgun hissediyordu. Her ne kadar
deneyimli olsa da torna başlığına malzeme takıp sökmesi ve malzemelerin ağır
olması onu yormuştu. Hemen tuvalete gidip elini yüzünü yıkamak, tuvaletini
yapmak istedi.
Acar kaşlarını çattı ama içinden gülüyordu. Çünkü
babası böyle bir şeyle karşılaşacağını ve ilk hedeflerinin atölyede kadınlar
tuvaleti ve kadınlar için soyunma odası yaptırmak olacağını söylemişti. Tabii
bu istekte bulunmak için epey bir zaman geçmesi gerekiyordu. Acar sinirlenmiş
gibi yaparak o pis tuvalete girdi ve elini yüzünü yıkayıp yemek yedikleri odaya
gitti. Yemek sırasında düzenli bir şekilde Acar’a sorular soruluyordu. Neden bu
mesleği seçti? Babası, annesi ne iş yapıyordu? Sabah kalkıp gelmek zor olmuyor
muydu? Gidip yatsa daha iyi değil miydi? Elinin hamuruyla burada ne işi vardı?
Evlenince kocası çalışıp ona bakardı zaten. Babası niye hapse girmişti? Ne
zaman çıkacaktı? Oysa Acar bu soruların hepsini bir yandan yemek yiyerek bir
yandan da gülümseyerek güzel bir şekilde, sakince cevaplıyordu. Yemekten sonra
Samet herkese çay doldurunca Acar diğer ustalar gibi tulumundan sigarasını
çıkarıp yakınca herkesin meraklı bakışlarına ve sorularına yeniden maruz kaldı.
Kız kısmısı sigara mı içerdi? Ayıp değil miydi? Anası babası biliyor muydu?
Birileri görse ne derdi? Adı kötü kadına çıkardı falan filan. Acar yine kendine
güvenerek bütün sorulara güzelce cevap verdi.
Yemekten sonra tekrar işe döndüler ve akşam 18:30’a
kadar çalıştılar. Mesai saati bittiğinde Acar ofise çıkıp, Mustafa Bey’den
dışarı çıkmasını rica edip üstünü değiştirdi. Tekrardan sabahki haline dönüp,
herkese selam verdikten sonra otobüs durağına yürüdü. Adı gibi emindi patronun
ustaları çağırıp kendisinin nasıl çalıştığını soracağına ama yine adı gibi
emindi herkesin iyi şeyler söyleyeceğine. Çünkü güzel çalışmıştı, işini hiç
aksatmamıştı.
Eve geldiğinde annesi çoktan yemeği hazırlamış,
sofrayı kurmuştu. Acar annesine selam verdi, ayaküstü ilk iş gününün nasıl
olduğunu konuştular sonra hemen banyoya girdi, yıkanıp temizlendi. Banyodan
çıkıp üstünü giyip mutfağa gitti ve anne kız baş başa akşam yemeği yemeye
başladılar. Annesi ilk olarak telefon numarasını sordu.
- Aldın mı kızım telefon numarasını?
Acar telefon numarasını almayı unutmamıştı. Akşam
işten çıkarken istemişti.
Yemek yerken uzun uzun sohbet ettiler. Atölyenin nasıl
olduğunu, patronun, ustaların nasıl insanlar olduğunu, öğlen ne yediklerini,
nasıl gidip geldiğini konuştular. Günler günleri bu şekilde kovaladı. Her sabah
aynı koşturmacalar, iş yerinde aynı çalışmalar ve Acar’ın babasının planına
uyarak her gün kadınlar tuvaletinin ve soyunma odasının olmamasından şikâyet
etmesi, akşam yemeğinde anne kız baş başa sohbet etmeleri ve sonrasında
babasının söylediği kitapları okumasıyla gün bitiyordu.
Cumhuriyetçi ve devrimci bir babaya sahip olmasının da
etkisiyle sürekli kitap okurdu Acar. Babası eve hiç televizyon almamıştı,
evdeki iletişimi bitireceğini düşünerek o aletin eve girmesini istemiyordu. Evin
her yerinde kitaplıklar vardı. Her akşam yemekten sonra çay içerken sohbet
edilir sonrasında kitaplar okunurdu. Sonrasında bir fikir üzerine tartışma olur
veya babası, karısına ve kızına kısa tiyatrolar yapardı. Kendini bildi bileli
evde böyle yaşarlardı. Bu durumdan hiç şikayetçi olmadı. Babası torna ustası,
annesi bir restoranda aşçı olmasına karşın çok okumuş ve çok bilgili bir aileye
sahipti. Babasının yönlendirmesiyle meslek lisesine gidip torna bölümünde
okudu. Babası onun hep bir torna ustası olmasını istiyordu.
Acar, hafta sonu gelsin de olanları babama anlatayım,
diye bir hevesle beklerken sonunda pazar günü çıkagelmişti. Cezaevinin görüş
salonunda babasıyla buluştuklarında her zamanki gibi sımsıkı sarıldı ona.
Masaya oturduklarında annesiyle konuşmasına fırsat vermeden her şeyi anlatmaya
başladı:
-Baba işe başladım. Dediğin gibi oldu ilk
başta işe almak istemediler ama söylediklerini adama söyleyince işe almak
zorunda kaldı. Ustalar da bana saygı duymaya başladılar. Kimse karışmıyor,
rahatsız etmiyor beni. Sen ne dediysen onları yapıyorum. Her gün tuvaletten ve
soyunma odasından şikâyet ediyorum, diye bir hevesle anlattı.
Babası ise gözlerinin içi parlayarak onu izliyordu ve
konuşmaya başladı:
Kendisinin iyi bir cumhuriyetçi ve devrimci olduğunu
hatırlattı. Farklı bir sanayi devrimi yapmak istiyordu. Kadınların da sanayi
sektöründe, atölyelerde çalışabileceğine inanıyordu. Dünyada böyle adımlar
atılıyordu da Atatürk’ün kurduğu ülkede neden buna izin verilmiyordu? Bu
devrimi ilk başta kızıyla başaracaktı sonrasında kızıyla beraber yeni tohumlar
ekecekti. Önce, yavaş yavaş kendi çalıştığı atölyede kadınlar tuvaleti ve
soyunma odası yaptırması için patronu ikna edecekti. Sonra bu durumun kendilerine
iyi bir reklam olabileceğini patronuna söyleyip patronun desteğiyle hem kadın
işçi çalıştırmalarını hem de onlara imkanlar sunmalarını haber merkezlerine ve
gazetecilere bildireceklerdi. Haberlere çıkıp aslında hem kendi reklamlarını
yapıp hem de halkın aklına ve bilinçaltına bunu yerleştireceklerdi. Bu şekilde
Acar, bir süre sesini duyurup sonrasında liseden birkaç kız arkadaşını çevre atölyelerde
işe sokmalıydı. İki yıl sonra ise Acar, Kadınların Sanayi Gücü adında bir dernek
kurmalı ve kadınları bu dernek altında toplamalıydı. Sayıyı arttırdıktan sonra
oluşan güçle üç - dört yıl sonra siyasi makamlarla konuşup kendilerine iş imkanlarının
oluşmasını sağlayacaktı. Babası sanki ince elenip sık dokunan bir banka soygunu
planı anlatır gibi, sanki kroki çizer gibi anlattı hayalini. Acar ise tüyleri
diken diken olarak dinledi babasını. Daha sonra ise babası ona “Èmile Zola’nın
Germinal” kitabını okumasının zamanı geldiğini söyledi. Kitabı okuyup,
Germinal’in ne demek olduğunu, tohumun ne anlama geldiğini, devrime nasıl
başlanıldığını ve nasıl hatalar yapıldığını, devrim uğruna gerekirse günlerce
aç kalmanın göze alındığını ve bu yolda ne kadar sabırlı olunması gerektiğini
öğrenmesini istedi. Bu yaşta öğrenip kavrayabileceği en iyi kitap olduğunu
yineledi. Acar ise babasına bunların hepsini yapacağını, sabırlı olacağını,
devrimini beraber gerçekleştireceklerini ve kitabı da en kısa zamanda
okuyacağını söyledi.
Yaklaşık altı ay geçmiş ve Acar atölyede gittikçe daha
fazla zorlanmaya başlamıştı. Ustalar ve çırak yardımcı olmaya razıydılar ama
Acar tek başına da yapabileceğini göstermeye çabalıyordu. Tornalama işlemi
yaparken metal malzemeden kopan ufak bir çapak Acar’ın parmağına saplandı. Çok
büyük bir yara değildi ama Acar dayanamayıp ince bir sesle çığlık attı. Canı
acıyordu, çırak koşarak geldi. Eline baktı, ufak bir parça batmıştı biraz da
kanıyordu, meraklı gözlerle bakan ustalara önemli bir şey olmadığını söyledi.
Samet bir koşu gidip dolaptan malzemeleri alıp geldi
yanına. Eline batan çapağı çıkarıp pansuman yapmaya başladı.
Bir yandan da canının acımasıyla bu sözlere sinirlenen
Acar, Samet’in yaşının küçüklüğüne vererek sakin olmaya çalıştı.
Acar, Samet’e akıl veriyordu ama canı da fena
yanıyordu. Eğer böyle konuşmasa veya atölyede kimse olmasa kenara çekilip
hıçkıra hıçkıra ağlardı. Samet kolonyayı pamuğa döküp, kanayan yeri
temizleyince avazı çıktığı kadar bağırmak istedi ama tuttu kendisini.
Germinal’i düşündü. Oradaki işçilerin mücadelesini, açlıktan ölen çocukları
düşündü. Davasından vazgeçmeyecekti.
Acar, Samet’i dinlerken yorulmuştu. İçinden, ne geveze
çocuk çıktı, iyi ki çalışırken yanıma gelmiyor yoksa nasıl dayanırım buna, dedi.
Ama samimiyetine de güvendiği için, saf, temiz çocuk. Ailesinden ne görürse onu
söylüyor, dedi.
Acar baktı ki çocuk susmayacak, yara bandı ve pansuman
için teşekkür edip gönderdi çırağı. Çalışmaya devam etti. Canı o kadar yanmıştı
ki bu sefer çalışırken daha dikkatli oldu. Bir yandan da Samet’in dedikleriyle
yüzleşmeye çalışıyordu, geçen sefer çok ağır bir malzeme gelmişti ve
kaldıramamıştı. Mesut Usta gelip yardımcı olmuştu. Bu konularda bir şey
yapamıyordu ama içten içe çıldırıyordu. Öğle yemeği saati gelmişti, artık
duvardaki saatten takip ediyordu. Yemek yerken Mustafa Bey yemekten sonra
yanına çıkmasını söylemişti, o da yemeğini yiyip hemen yukarı, ofise çıktı.
Acar babasının verdiği ilk görevi yerine getirdiği
için çok sevinmiş ve çok gururlanmıştı.
Mustafa Bey de en kısa zamanda halletmeye
çalışacaklarını söyledi. Bunun üzerine Acar, eğer bu işi ustalarla yapacaklarsa
kendisinin de çağırılmasını istedi, gerekirse inşaat alanında da
çalışabileceğini, onlara yardımcı olabileceğini iddia etti. Mustafa Bey bu
kızın böyle azimli ve hevesli olmasına çok seviniyordu.
Akşam eve gelir gelmez, daha üstünü değiştirmeden
heyecanlı bir şekilde annesine anlattı olanları. Mustafa Bey’in onu haklı
bulduğunu, ona destek olduğunu ve babasının söylediklerinin ilk kısmını
gerçekleştirmek üzere olduğunu söyledi. Sonra Annesi parmağındaki yara bandını
sorunca bir anlık dalgınlıktan, kendi hatası yüzünden olduğunu ve canının çok
yandığı, atölyede ağlamamak için kendisini zor tuttuğunu söyledi.
O hafta sonu cezaevine gittiğinde babasına; atölyede
zorluklara nasıl dayandığını, ustaların ve patronun ona karşı bakışının
değiştiğini, patronun tuvaletle giyinme odası konusunda adım attığını, her şeyi
anlattı. Babası gözleri parlamış bir halde onu dinliyordu.
Annesi bir yandan gülerek bir yandan üzülerek ikisini
izliyordu.
Babasının gözleri fal taşı gibi açılmıştı, annesinin
ağzı kulaklarındaydı. Babası heyecanlı bir şekilde konuşmaya başladı:
Vedalaşırken yine her zamanki gibi babasıyla uzun uzun
sarıldılar. Eve döndüklerinde hemen salona gidip, babasının plak setini
karıştırıp, Nur Yoldaş’ın plağını koydu pikapa. Annesiyle koltuğa oturup,
Sultan-ı Yegâh şarkısını dinleyip hayallere daldılar.
İki ay sonra işe gitmek için durakta otobüs
bekliyordu. Kış iyice bastırmış, durakta sigara içerken sağ eli çatlamıştı.
Otobüs yine her sabahki gibi tabelada yazan saatte geldi. Kartını makinenin
içine atıp, her sabah aynı şoföre denk gelmesinden dolayı artık iyice samimi
olduğu şoföre günaydın deyip selam verdi.
Acar makineden çıkan otobüs kartını alıp şoföre teşekkür
etti. Hayırlı yolculuklar diyip, arkada her gün oturduğu koltuğa oturup, yine
hayallere dalarak kafasını cama yasladı. Durakta inip atölyeye doğru yürürken
artık yolunun üzerindeki diğer iş yerlerindeki çalışanlarla tanışık olduğundan
selamlaşıyordu. Herkes alıştığı için ilk başlardaki gibi kimse yadırgayan
gözlerle bakmıyordu. Atölyeye girdiğinde onu bir sürpriz bekliyordu. Bir gün
önce pazar ve tatil olmasından dolayı kendisine söylemeden kadınlar tuvaleti ve
giyinme odası yapılmıştı. Acar görür görmez çok sevindi, çok mutlu oldu. İşin
garip tarafı atölye içinde bir değişiklik bir yenilik olduğu için ustalar ve
patron da mutluydular, yüzleri gülüyordu.
Mürsel Usta ise babacan bir halde konuştu.
Acar’ın bu itirafına hepsi güldü. Ustalar tek tek onu
tebrik etti. Samet hemen koşarak temiz bir peçete getirdi ona. Yeni giyinme
odasına girip üstünü değiştirdi. Sonra kadınlar tuvaletine gidip siftah yaptı.
Aslında huzursuzdu, siftahı böyle yapmak istemezdi çünkü regl dönemindeydi. Bu
durumu söyleyip işe gelmemeyi teklif edemezdi ama bu halde ağrıları varken
nasıl çalışacaktı. O demir parçaları yerden nasıl kaldıracaktı? Samet’ten
yardım isteseydi anlar mıydı acaba? Küçücük çocuk ne anlayacaktı sanki. Ondan
yardım almaya mecburdu. Bu duruma biraz ümitlenerek işinin başına geçti. İlk
başlarda çok zorlanmadı fakat havanın soğuk olması iyice zorladı onu ve
Samet’ten yardım istemek zorunda kaldı. Birkaç gün böyle idare edecekti.
Öğle yemeğinden sonra Mustafa Bey’le röportaj işini
konuştu. Atölyenin reklamının yapılacağını duyunca onun da işine geldi ve
tanıdığı bir gazetecinin olduğunu, ona teklif edeceğini söyledi. Hafta sonuna
kadar halledeceklerdi. Bu haber Acar’ı çok mutlu etti. Kısa bir süre de olsa
karnının ağrısını unutmasını sağladı.
Röportaj işini de hallettikten sonra gazeteyle
birlikte babasının görüşüne gittiler. Babası gidişattan çok memnundu. Artık
Acar’ın yapabileceği son görevi söyledi, işe gireli yaklaşık bir yıl olmuştu ve
güzel ilerleme kaydetmişlerdi. Önümüzdeki bir yıl sadece çalışıp eğer
yapabilirse gazete veya televizyon haberlerine röportaj verecekti. Biliyordu,
bazen zorlanıyordu, canı yanıyordu, belki işi bırakmak istiyordu ama bu devrimi
gerçekleştireceklerse sabretmesi gerekiyordu. Bir yıl boyunca sadece işinde
çalıştıktan sonra sanayide çalışan kadınlar ve patronlarla birlikte bir dernek
kurması gerekiyordu. Acar’ın son görevi buydu, sanayi içerisinde “Sanayide Kadın Gücü” adında bir dernek
kurmak ve kadınları o derneğe çağırıp onlarla birlik olmak. Babayla kız,
gardiyan gelip ayrılmaları gerektiğini söylene kadar yine sarıldılar ve öyle
vedalaştılar.
Acar artık o bir yılın geçmesini bekliyordu. Her sabah
kalkıp aynı saatte, aynı otobüs ve aynı şoförle işe gidiyor, sadece işinde
çalışıyor, bazen çok zorlandığında aşırı sinirlenip çekip gitmek istiyor ama
sonra babasının sözlerini hatırlıyor ve sakinleşmeye çalışıyordu. Yaptıkları
röportajlar sayesinde sanayide çalışan kadınların sayısı gittikçe artmaya
başlıyordu. Acar da onlara ulaşmaya başlamış, bazen hafta sonları babasının
görüşünden erken ayrılıp, bu kadınlarla buluşup, çay içip sohbet ediyorlardı.
Dernek fikrini hepsine anlatıyordu ve kadınlar, sonuna kadar arkasında
olduklarını, tüm desteklerini vereceklerini söylüyorlardı. Acar’a çok teşekkür
ediyorlar, onun sayesinde bir mesleklerinin olduğunu veya olan mesleklerinin
üzerine bir yerde çalışabildiklerini söylüyorlardı. Bu şekilde sabırla çalışarak
bir yılı doldurdu ve kadın çalışanlarla birlikte patronların da desteğini
alarak Sanayide Kadın Gücü Derneği’ni kurdular. İlk başta fazla duyulmadı,
kimse ilgi göstermedi. Hayal kırıklığı yaşadılar. Daha sonra patronu, tanıdığı
gazeteciyle yeniden bir röportaj ayarladı ve röportaj yayınlandıktan sonra
sesleri fazlasıyla duyulmaya başladı ve rağbet görmeye başladılar. Derneğin üye
sayısı gün geçtikçe artıyor ve işe giren kadın sayısında da bir miktar artış
oluyordu.
Annesinin hastalanıp evde yattığı bir gün babasının
görüşüne tek başına gitti ve tüm olup biteni, tüm gelişmeleri anlattı.
Acar, annesi evde hasta yattığı için bu sefer
babasının yanında çok fazla duramadı. Zaten iki ay kalmıştı, sonrasında bir ömür
babasıyla beraber olacaktı. Babasını hiç bırakmayacaktı. Evlenmeyeceğini,
annesiyle babasını yalnız bırakmayacağını söylüyordu.
Acar’ın babası cezaevinden çıktığında sanki dünyaya
güneş yeniden doğmuştu. Acar’a göre her yer panayır yeriydi. Neşesiyle
çevresindeki herkesi mutlu ediyordu. Neşesine neşe katacak bir haberi de
Mustafa Bey verdi, atölyeye bir kadın torna ustası daha alınmış ve işler çok
artmıştı, bu gidişle atölyeyi büyültüp yeni çalışanlar alabilirdi. Bu sırada derneğin
üye sayısı yüzü geçmişti ve gittikçe büyüyorlardı. Babasıyla artık her akşam
evde ne yapacaklarını tartışıp yol planını çiziyorlardı. Babası cezaevinden
yeni çıktığı için şu sıralar kimse ona iş vermiyordu, bu yönden problem
yaşıyorlardı. Baki de kızının çalıştığı atölyede işe girmek istemiyordu.
Orasının ona özel olması gerektiğini ve baba-kız aynı atölyede çalışmalarının
kızının işçiliğine zarar vereceğini düşünüyordu. Aklı fikri gerçekleştireceği
devrimde olduğu için bu konuları paspas altı yapıyordu.
Dernekteki üye sayısı iki yüz elliyi geçince ve
sanayide çalışan kadınların sayısı da yüze yaklaşınca artık devrime
yaklaştıklarını hissediyorlardı. Yıl 2002 olmuştu. Yakın zamanda yapılan seçim
sonrasında hükümetin değişmesiyle babası bunu fırsat bilip birkaç bakandan
randevu almayı başardı. Kızını, dernekten birkaç kadın üyeyi ve kızının patronunu
yanına alıp bakanlarla yaptığı görüşmeler sonrasında bir gün sabah gazetede
şöyle bir haber okudular, “Sanayide Yeni Bir Devrim! İş Yerinde Kadın Çalışan
Bulunduran Sanayicilere Devlet Tarafından Destekte Bulunulacaktır. Çalışan
Kadınların Maaşlarının Bir Bölümünü Devlet Karşılayacaktır!”
Tarih 19.05.2004’tü ve milli bayram sebebiyle Acar,
annesi ve babası izinliydiler. Babası da sanayide bir atölyede iş bulmuştu. Baki
sabah bakkaldan ekmek almaya gittiğinde gazete de alıp gelmişti. Demet kahvaltı
hazırlarken koltukta oturup gazeteyi okuyan Baki gözyaşlarına hakim olamadı. Boğazı
düğümlenmiş bir şekilde kızıyla karısına seslenmeye çalıştı, boğuk bir ses
çıktı. Koşarak odaya gelen Acar ve annesi onu böyle gözleri yaşlı bulunca
şaşırdılar, hemen yanına gidip gazeteye göz gezdirdiler. Acar gazeteyi eline
alıp ıslanmış yeri sesli okumaya başladı.
Acar sevinçten çığlık atmaya başladı o sırada annesi
babasına sarılıp gözyaşlarını silmeye çalışıyordu. Acar da hemen gazeteyi
bırakıp annesiyle babasına sarıldı. Sonra babası koltuktan kalkıp, Acar’ı
karşısına alıp konuşmaya başladı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder