Bize Gönderin

Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin.
" Haydi dök bize kuruntularını... "

10 Aralık 2016 Cumartesi

Biri Otostop Mu Dedi ? -Aylak Bir Adam-

Gezmek nedir? Ne için yapılır? Çok okuyan mı çok gezen mi? Ve daha nice sorular sorulabilir. Herkesin felsefesi farklıdır. Varoluşsal bir kuramdır.
 Benim felsefeme göre gezmek sadece şehirlerdeki tarihi yerleri görmek değil. Gördüğün ve gezdiğin yerlerin bilincinde olmak. Uğradığım şehirlerdeki insanları tanımak, yaşantılarını ve hayat hikayelerini incelemek.
Sen kimsin ulan diye soracak olursanız; ben sadece aylak bir adamım. Gitmeyi istediğim bir yere çoğunlukla otostop ile ulaşım sağlayan, bunu parasızlıktan değil zevkinden dolayı yapan biriyim. Yollarda bolca anı biriktirip, hayatta tecrübesi olan insanların hayat hikayelerini dinleyerek kendi hikayemi yazmaya çalışan, çoğu kişiye göre boş beleş yaşayan bir adamım. Otostop dedin iyi dedin, üniversite yıllarında bende yapardım ehe ehe diyenleri , veyahut otostop ve Türkiye’yi bir araya getiremeyip tırlara biniyor musun?,
Türkiye’de otostopa çıkanı sikerler oğlum manyak mısın? Gibi soruları da duyar gibiyim. Öncelikle ön yargılarınızdan kurtulun. Eyvallah benimde yaşadığım 2-3 zor durum oldu ama
otostop çektiğim araç sayısına bakılırsa bir hiç kalır. Dünyanın neresine giderseniz gidin yine aynı durumla karşılaşma ihtimaliniz Türkiye ile aynı.  Baba iyi hoşta nereleri gezdin neler yaptın derseniz Türkiye’nin Ankara’dan batı tarafında çoğu yerini gezdim. Yurtdışında 5 ülke 9 şehir gördüm. Kısacası daha işin başındayım. Gidecelek, gezilecek, görülecek daha çok yerim var. Başta da dediğim gibi ulaşımımı çoğunlukla otostop ile yaptım bunun dışında ara sıra tren kullandım.
 Yurtdışında gittiğim şehirlerde sokakta yattım, 52 saat uykusuz kaldım, aç kaldım ama hedefim olan yere her zaman ulaşmayı bildim. Ve o an bütün bu olanları unutturdu.
 Yeri geldi sırtımda 15 kilo sırt çantası ve önümde 5 kiloluk çanta ile 18 km 37 derece sıcakta otostop çekerek yürüdüm. Yazınca çok basitmiş ulan o yol bitmek bilmemişti.
 Ama gördüğüm manzaraları hiçbir şeye değişmem. Neyse baba kısacası bu yazı dizisi gezi hikayelerimi içerecek. Başlangıcı 22 kilometrelik yol ile yapalım.

2 sene önce ağustos ayında internetten tanıştığım bir adamla otostop ile Avrupa turu yapmaya karar verdik. İçim içime sığmıyordu. 11 yaşından beri hayalini kurduğum yurtdışı hayalim gerçek oluyordu. Ulan ne cins adamsın 11 yaşında hayalin yurtdışına çıkmak mıydı? Diye sorarsanız; evet öyleydi ve bunun için hep para biriktirdim. Konumuza dönersek sanırım 7. Günün şafağıydı. Almanya’nın passau sınır kapısına ulaşmıştık. Sınır kapısı denen yer 2 tane kontrol kulübesi , içerisinde tırcıların dinlemesi için tır parkı ve yemek yemek için birkaç kafesi bulunan bir yerdi. Saçma bir şekilde de sınır kapısının genel wifi’ı vardı. Buradan da Deggendorf isminde
 tatlı ve küçük bir kasabaya gidecektik. Orada Türk bir aile bizi ağırlamayı kabul etmişti. Velhasıl kelam otostop çekmeye çalıştık ama kimse durmadı. 1 gün boyunca sınırda kala kalmıştık. Geceyi tır parkında geçirdik.  Hayatımın en ilginç gecelerinden biri olabilir. Almanya’nın sınırındasın ve etrafındaki herkes Türk. Dinlenme tesisine giriyorsun televizyonda Tayyip açıklama yapıyor. Bir yerden sonra sorguluyor insan o kadar yol geldim hala bir yere varabilmiş değilim.
Türk tırcılar da efsane yemek yapıyor. Yemek konusunda Türk yemeklerini özletmediler sağolsunlar. Bi insan yurdışına çıktığı ilk gün lahmacun yer mi? Valla ben yedim. Tırcılar ile yemek ve sohbetten sonra bir abinin tırında geceyi geçirdik. Ertesi gün kalktığımızda bir tırcı sizi yol ayrımına kadar atarım geri kalanını kendiniz halledersiniz demişti.
 Bizde tamam abi dedik demez olaydık. İndiğimiz yol ayrımından itibaren 22 kilometrelik yolumuz kalmıştı. Birde Almanya'nın bavyera eyaletinde otobanda yürümek yasak olduğundan ara yollardan gitmeye karar verdik. Otostop çeke çeke yürüyoruz herkes selam veriyor ama duran yok. Bende pes etme duygusu hiçbir zaman yoktur. Dibine kadar giderim.
Ama yürü allah yürü bitmiyordu yol. Birde öğlen saatine yaklaştıkça güneş kavuruyordu. Yaklaşık 10 km yürüdükten sonra içecek suyumuz kalmadı. Ama ufukta gözüken bir kilise vardı.
 Ulan dedik camiiler de su varsa kilisede de vardır. Yeni hedefimiz kilise idi. Birde köyün en tepesine yapmışlar zar zor tırmanarak vardık. Velhasıl kelam kiliseye ulaştık.
 O an acayip duygular içerisine girdim. Kültürümüzde ibadethane olarak Camiiler olduğundan dolayı oradaki mezarlar bana tuhaf geldi. Her mezarın üzerinde ufak resim de vardı.
 Boş boş isimlere ve resimlere baktım. Bu adam/kadın da dünyadan gelip geçmiş ulan dedim kendi kendime. Sonrasında kilisenin kapısını zorladık ama kapalıydı.
 Etrafını dolaşmaya başladık ve hedefimiz olan suyu bulduk. Şişeleri doldurduktan sonra tam yola koyulacaktık dedim bari gelmişiz buraya kadar mezarlara su dökelim bi hayrımız dokunsun.
Bütün mezarları suladıktan sonra ve suyu bulmanın morali ile  tekrar yürümeye başladık. Hala bir yandan otostop çekiyoruz. Yaklaşık olarak 18 km yürüdükten sonra bi araba durdu.
 Ulan durmasa bile olurdu yürümeye o kadar alıştım. Neyse biz hemen bindik ablamız bizi ters yönde giderken görmüş ama son dönemdeki mülteci akınından dolayı güvenememiş.
 Mülteciler otostop çekip, bindikleri aracı soyup soğana çeviriyorlarmış. Neyse bu ablamız eve gitmiş ve oğlunu alıp geri dönmüş bizi almak için. Biraz muhabbet ettik kendisi Amerikalıymış. İngilizce öğretmenliği yapıyormuş. Gönlünü bir almana kaptırıp Almanya’ya yerleşmeye karar vermiş. Bizi istediğimiz yere kadar bıraktıktan sonra, son olarak bizim ülkemizde hürmeten büyüklerin eli öpülür deyip elini öpüp vedalaştık. Hayatımın en yorucu günü olabilir. Deggendorf’a varınca kumarhaneye gittik bizi ağırlayacak abi ile buluşmaya. Hayalim olan şu kol çekmeli makine var ya onu oynadım. Ulan ne zevkli aletmiş. Kazanamadım ama olsun hayallerden biri daha eksildi.
 Deggendorf hakkında azıcık bilgi vereyim. Bir kere kasaba çok düzenli, küçük ve neredeyse hiç alman yok. Evler çoğunlukla bahçeli. Tabi ki doğaya önem veriyorlar.
 Etrafında gezilecek ve görülecek bolca göl ve trekking yapılacak yerler var. Bunların dışında boş bir kasaba.

Son olarak kiliseden bir fotoğrafımı paylaşarak yazıyı sonlandırayım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder