-1. Bölüm-
“Merhaba
günlük. Bugün çok kötü bir gün geçirdim. Annemle babam kavga ederken öğrendim ki; babam kumarda evimizi ve bütün paramızı kaybetmiş. Valizini toplayıp bizi terk edip gitti,
giderken ona tek bir kelime bile söyleyemedim. Kimseye derdimi anlatamıyorum,
bir tek sana söyleyebiliyorum. Bundan sonra annemle bir başımıza
ne yapacağız?
Gerçekten çok
korkuyorum sevgili dostum. Bizim de en geç yarın sabah evi terk etmemiz
gerekiyormuş.
Belki de yarın
günlüğümü bir parkın
bankında
uyumadan önce
yazarım…”
İki aşık bu
gece de evlerinde rakı masasında gözlerini birbirlerinden ayırmadan kadehlerini
birbirine vurdu. Hemen sonrasında Derin Düşünür o güzel sesini sevdiği adamın
kulaklarında gezdirip kalbine ulaştı. Birsen Tezer’in Di Gel Yanıma şarkısını
söylerken son kadehlerini de masaya bırakıp birlikte yan odadaki yatak odasına
geçtiler. Her gece yaptıkları gibi Derin Düşünür yatağa usulca girdi ve Ünlü
Düşünür köşedeki koltuğuna oturup sonuna geldiği kitabı eline aldı. Oda çok büyük
denemeyecek kadar büyüktü. Yere yakın bir yatak, açık mavi -okyanusu anımsatan-
bir nevresim vardı, duvarların her birinde farklı renkler vardı odanın içi
gökkuşağı gibiydi. Hayatlarını temsilen rengarenk bir odaydı ve duvarlarda
hiçbir şey asılı değildi. Karanlık odada tekli koltuğuna oturan Ünlü Düşünür
sadece kendisine yanan gece lambasını açtı. Turgenyev’in Babalar ve Oğullar
kitabını sesli bir şekilde okumaya başladı. Ünlü Düşünür’ün fazlasıyla tok ve
etkileyici bir sesi vardı. Derin Düşünür ise aşık olduğu, hayatını adadığı adamı
hem izliyor hem de dinliyordu ve her gece kalbinin sesine ulaşarak uykuya
dalıyordu.
Ünlü
Düşünür, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Cinayet Büro Amiri olarak görev
yapıyordu.
1.85 boylarında beyaz tenli, geniş omuzlu, kaslı ve iri yapılı
denilecek bir fiziğe sahipti. Çok uzun olmayan saçlarını arkada toplardı, her
sabah sakallarını itina ile keserdi. Yaşı 50’ye yaklaşmasına rağmen genç ve çok
yakışıklı görünüyordu. Evli olduğu Derin Düşünür ise çocukluk aşkıydı. Derin
Düşünür; 1.70 boylarında melez denilen bir ten rengine sahip kendisi için en
ideal kiloda yıllardır bekliyordu. Uzun ve düz siyah saçlarını her sabah,
çalıştığı Satranç Mimarlık Bürosu’na gitmeden önce at kuyruğu şeklinde yapardı.
Masmavi gözlere sahip, dünyada nadir bulunan melezlerden birisiydi. Ünlü
Düşünür, her sabah kıyafetlerini giyerken onu izlerdi. Düzgün bacaklar ve onu
tamamlayan dolgun kalçasıyla ince belinden yukarı uzanan bir çizgi vardı.
Dolgun göğüsleriyle birlikte güzel görüntü oluşturan omuzlarından yukarı
çıktığında kusursuz ve orantılı burnunun altındaki yukarı doğru kalkmış şekilde
duran üst dudağına ise hayrandı.
Beraber
güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Ünlü Düşünür “Vezir” adını koyduğu 1960
model Ford Mustang ile önce eşini büroya bıraktı. Hiç vakit kaybetmeden
çözülmek üzere bekleyen bir cinayet için Emniyet Müdürlüğüne doğru yol aldı.
Büroya
girdiğinde ise masalarında oturan Çiçek Akman ve Bulut Acer’i odasına çağırdı.
İkiside Ünlü Düşünür’ün yardımcı komiserleriydi. Çiçek Akman; yirmili yaşlarını
bitirmek üzere olan nişanlı bir kadın komiserdi. Bulut Acer ise otuzlu yaşlarında
evli ve başarılı birisiydi. Ünlü Düşünür ikisine de çok güveniyordu.
Dört gün
önce kayıp olduğunun ihbarı verilen ama ailesi tarafından öldürüldüğü düşünülen
Damla Kıran olayı ile ilgili yeni bilgiler olup olmadığını sordu. Hiçbir yeni
gelişme olmadığını söyleyen Bulut en son olarak ailesinin parayı alıp kızlarını
öldürerek üstlerinde şüphe bırakmamak için ihbar etmiş olabilir diye
düşünüyordu. O sırada içeriye savcı Canyakar girdi. Kendisi savcı olan Nilüfer
Canyakar idi. Nilüfer Canyakar; soyadının hakkını veren, bir şekilde onu gören
tüm erkeklerin canını yakacak güzellikte ve çekici bir kadındı. Beyaz gömleğin
altında ki dolgun göğüsleri ve giydiği mini eteklerle yüzünün güzelliği bir
bütün olmuştu artık. Bu son yaşanan olayı başından sonuna dinlemek istediğini
söyledi. Çiçek hemen doğrularak şöyle anlattı;
-Facebook’ta
bir yarışmaya katılan Damla Kıran, video çekip gönderiyor ve ödül kazandığına
dair bir mail alıyor. Ailesine söylüyor bu durumu ve ödülü almak için gidiyor.
Ödülü alıyor, sonra kayboluyor.
Savcı Hanım
bir anda nasıl kaybolduğunu merak edip Çiçek’e soruyor. Çiçek ise hemen devam
ediyor;
-Yarışmayı
düzenleyen ve para ödülünü verecek kişinin adresine gittiğimizde ahraz bir adam
karşıladı bizi. Yazışarak falan bir şekilde anlaştık ve adam bize hem makbuzu
hem de iç ve dış kamera kayıtlarını gösterdi. Kameralarda Damla Kıran parayı
alıyor ve yürüyerek uzaklaşıyor. Sonrasında ise hiçbir kamerada görünmüyor veya
çevrede gören kimse olmuyor. Biz de acaba ailesi o ödülü zorla kızlarından alıp
öldürdüler mi diye bu ihtimal üstünde düşünüyoruz.
Nilüfer
Canyakar: Televizyondaki cinayet programlarına malzeme olmadan çözülmesini
isteyip, büroyu terk etti.
Ünlü Düşünür
yardımcılarına;
-Evin
çevresindeki insanlara tekrar sorun belki gören duyan olmuştur.
Bulut ve
Çiçek en son görüldüğü yere giderken Ünlü Düşünür kadının ailesiyle tekrar
görüşmeye gitti.
İki gün
geçmişti ve hala yeni bir bilgi yoktu. Ofiste otururken telefon çaldı ve bir
kayıp kadın haberi daha geldi, ailesi kadının ölmüş olabileceğinden
şüpheleniyordu. Ünlü Düşünür ve ekibi Ford Mustang’e atlayıp ihbarda bulunan
ailenin yanına giderken arabanın içini dolduran Sezen Aksu’nun Kaçın Kurası
şarkısı kayıp olan iki kadını gözlerinde canlandırıyordu.
Ünlü
Düşünür’ün kafasında bu kaybolan kadınlar yerinde kendi kızı olsaydı düşüncesi
geçiyordu. Ama onu daha çok etkileyen ve üzülmesine sebep olan ise, yıllardır
tedavilerin bile faydası dokunmayan çocuk sahibi olamamaları durumuydu. Bu
düşünce kafasını kemirirken Buket Canpolat’ın ailesinin oturduğu evin önüne
gelmişlerdi.
Ailesiyle
konuşmaları sonucunda “Kızlarının Facebook üzerinden bir yarışmaya katıldığı ve
ödül kazandığını söyleyen bir mesaj aldığını daha sonra o ödülü almak için bir
yere gittiğini ve daha sonrasında kızlarından haber alamadıklarını” söylediler.
Adresi sorduklarında ise önceki olayla aynı adres olduğunu anlamışlardı. Çünkü
o adreste “Kuş Konmaz Mahallesi Gün Gelir Caddesi Devran Döner Sokak No:4
Altınbağ / Ankara” bu şekildeydi.
Arabaya
binip geçen gün gittikleri adrese giderken bu sefer arabada Haramiler grubunun
seslendirdiği Drama Köprüsü türküsünü dinliyorlardı. Türkünün bitmesine yakın
adrese ulaştılar. Kendilerini yeniden ahraz adam karşıladı. Ünlü Düşünür
soruyordu, ahraz adam konuşamıyordu ama anlayabiliyordu konuşulanı. Bu ahraz
adam Sefa Tiğ idi. Annesi babası Sefa çocukken vefat etmişlerdi. 1.75
boylarında çok kilolu olmadan kilolu denilecek bir kilosu vardı, omuzları ve
kolları heybetliydi, asker tıraşı olmuş saçlarından ziyade bal renginde gözleri
dikkat çekiyordu. Oysa bebek gibi yüzü vardı ve daha tüy çıkmamıştı suratında.
Sefa Tiğ açıklamasını kağıda şu şekilde döktü:
-Evet bu
kadın arkadaş geldi buraya. Bende parasını verdim makbuzu da var ve kameralar
kayıtta istediğiniz şekilde onları izleyebilirsiniz. İki olayda da ben suçlu
gibi görünüyorum, acaba birisi bana mesaj vermek mi istiyor?
Ünlü Düşünür
kibar bir şekilde kendisinden kamera kayıtlarının kopyasını istedi ve sakin
olmasını olayı araştırdıklarını, en kısa zamanda somut delillere ulaşacaklarını
ama biraz daha dikkatli olması gerektiği söyledi.
Büroya
döndüklerinde kamera kayıtlarını izlediklerinde Buket Canpolatın parayı alıp
ofisten çıktığı ve dış kameradan da yürüyerek uzaklaştığı görülüyordu. Ama bu
ofis biraz tenha yerdeydi. Yani çevredeki insanlar görmeden kaçırılma ihtimali
yüksekti. İki olayı da birleştirdiklerinde, ortak noktalarını, ihtimalleri
düşündüklerinde birilerinin bu paradan haberdar olduğunun ve bu insanların
parayı aldıktan sonra kaçırıldığının daha doğru bir ihtimal olduğu üzerinde
çalışmaya başladılar.
Ünlü Düşünür
ofisten çıkmadan önce yardımcılarına dönüp “Yarın sabah ilk işlerinin birisinin
Buket ve Damlanın arkadaşlarıyla konuşmasını, diğerinin de olay yerinde
insanlara sormasını, ailelerden tekrar ifade almasını” söyledi. Yarından
itibaren üçünü de hareketli ve koşuşturmalı günler bekliyor…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder