Bize Gönderin

Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin.
" Haydi dök bize kuruntularını... "

20 Nisan 2017 Perşembe

Japon Balığı [3. Bölüm] -Delikadir-

-3. Bölüm-

“Merhaba günlük. Bu gece sıcacık yatağımda yazıyorum bu yazıları. Annemin akrabası bize sahip çıktı, çok ilgilendi. Çok seviyorum onu, bana çok iyi davranıyor. İki katlı evleri var, çok zenginler. Bana üst katta bir oda verdiler. Annem çok hastaydı ama burada biraz iyi oldu, doktora falan götürdüler. Çocukları olmuyormuş, beni hep lunaparka götürüyorlar. Bu gece de huzurlu uyuyacağım. Çok mutluyum günlüüük!!!”


Bay Düşünür hayatının aşkına güzel bir kahvaltı hazırladı. Masadaki çay bardaklarını doldururken; mutfak kapısına yaslanmış, onu izleyen Bayan Düşünür’ü gördü. Mor renkli kısa geceliğiyle kapıdaki afeti devrana bakarken, çayın bardaktan taştığını anlayınca irkildi ve tekrar döndüğünde Bayan Düşünür onu gülerek izliyordu. Heyecanlı bir şekilde -günaydın- dedikten sonra Nazım Hikmet’in Hoş Geldin Kadınım şiirinden bir bukle okudu;
-Hoş geldin kadınım benim hoş geldin ayağını bastın odama kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi. Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde…
-Her seferinde kalbime dokunmayı nasıl beceriyorsun anlayamıyorum.
-Aslında bunlar sana kalbimin söyledikleri, ben sadece aracı oluyorum.
-Galiba ben de seni değil kalbini seviyorum, şüphelenmiyor değilim.
Gülüşerek oturdular kahvaltı sofrasına. Dün gece Bayan Düşünür’ün dikkatini çeken durum hakkında tekrar üstünden geçtikten sonra soluğu cinayet büroda aldı Bay Düşünür.
Yardımcılarını yanına aldıktan sonra bilgisayardan güvenlik kameralarını tekrar izlerken üçüncü kişinin evden ayrılırken tam kadrajdan çıkacağı zaman sendelediğini gösterdi.

-Sanki bayılacak gibi yürüyor.
-Evet amirim. Hatta biraz duraklıyor sonra devam ediyor. Burada önemli bir detay kaçırıyoruz bence.
Bay Düşünür Bulut’u dinledikten sonra Çiçek’e dönüp;
-Hakkı Hakyemez’i izlediniz mi? Var mı şüphelenecek bir durum?
-Var amirim. Adam tıraş bıçakları işi yapıyor ve her gün depo olarak kullandığı bir yere gidiyor. Bu da benim çok dikkatimi çekti.
-Tamam siz onu takip etmeye devam edin, benimde bu Sefa Tiğ ile bir planım var. Bakalım bu sendelemenin bir anlamı var mı anlayalım.
Bulut hemen söze girerek;
-Planın nedir amirim? Ne düşünüyorsun?
-Bizim ajan olarak kullandığımız arkadaşlardan birkaçını bu Facebook’ta ki yarışmaya sokacağız. Video gönderecekler. Birisi kazanana kadar deneyeceğiz. Sonra kazananı gönderip biz dışarıda köşede bekleyeceğiz. Bakalım kim kaçıracak bizim ajanı?
Emniyet biriminden üç ajan yarışmaya katıldı ve Emre Engerek’e geri dönüş maili geldi. Planlarını tekrar tekrar gözden geçirip ne yapacaklarını daha iyi kavradılar. Bir gün sonra öğlen 2 de ofise gidecekti Emre. Bay Düşünür’ün aklına bir soru gelmişti. “Sefa yeni bir ödül vereceğini polislere neden haber vermemişti? Yine bir kaçırılma olursa? Böyle bir riski nasıl göze alabilirdi?” Aslında tüm oklar Hakkı Hakyemez’i gösterse de bir an Sefa Tiğ’den de şüphelendi. Belki yarın gün içerisinde arayıp haber verir diye düşündü. Kapıdan çıkarken dönüp;
-Bu gece herkes yatana kadar bu planı düşünsün, yarın aksama olmasını istemiyorum. Sabah herkesi burada hazır bir halde bulmak istiyorum. Bu işi yarın bitireceğiz.
Bay Düşünür evine doğru giderken yol boyunca kendisi de yarın ne yapacaklarını düşünüp durdu.
Güne banyoda ayna karşısında sakal tıraşı olarak başladı. Her zaman olduğu gibi tıraş losyonunu Bayan Düşünür gelip elleriyle sürdü pürüzsüz yüzüne. Beraber güzel bir kahvaltının ardından eşini ofisine bırakan Bay Düşünür, arabanın içinde Deniz Tekin’in seslendirdiği Deniz Koydum Adını şarkısını dinlerken idealleri geldi aklına, gençliğinden beri kurduğu hayaller, koyduğu hedefleri hatırladı. Kayıp üç kişinin ailelerinin ne halde olduğunu gözünün önüne getirdi bir an. Ne olduğunu anlayamadan kendini cinayet büroda buldu. Tüm ekip hazır bir şekilde bekliyordu. Emre Engerek rolüne girmiş bir şekilde hazırdı. Bay Düşünür, Bulut, Emre ve birkaç polis memuru daha bu planda bulunacaktı. Çiçek ise Hakkı Hakyemez’in peşinden ayrılmayacaktı, belki eş zamanlı bir operasyon olabilirdi.
İki araba Sefa Tiğ’in ofis olarak kullandığı eve gidiyordu. Birisinde Bay Düşünür, Bulut, Emre ve bir polis memuru, diğer araba da ise üç polis memuru vardı. Sefa Tiğ’in evine ulaştıklarında Emre’yi iki sokak önce indirdiler ve yürüyerek gidecekti. Geri kalanlar ise uzaktan evi izleyeceklerdi. Emre evin bahçesinden girdi, kapı ziline basar basmaz kapı açıldı, sanki kapının arkasında hazır bekliyordu. Bir süre bu şekilde beklediler ve Emre kapıda göründü. Bahçe kapısını geçtikten sonra altıncı adımı atınca sendelemeye başladı. Tutunmaya çalıştı. Onuncu adımında yere düştü. Polisler hazırda bekliyorlardı, bir yandan çevreye bakınıyorlardı gelen araba var mı diye. O sırada Bulut Bay Düşünür’ün kolunu dürterek;
-Amirim arka bahçeden gelene bakar mısın?
-Ohaaa laan! Bu Sefa Tiğ değil mi? Hadi bakalım şimdi çıkacak her şey ortaya.
-Amirim kolunun altına girdi tekrar arka bahçeye taşıyor, bence geç kalmadan gidelim.
-Arabanın sesini duyabilir. Yürüyerek sessizce gitmeliyiz.
Evin önünde ki sokağın sol tarafından Bay Düşünür, Bulut ve polis memuru gelirken diğer polis memurları sokağın sağ tarafından sessizce geliyorlardı. Arka bahçeye girdiklerinde diğer üç polis memuru ön bahçenin oraya yerleşmişlerdi, bekliyorlardı. Depo gibi bir yer vardı arka bahçede ve kapısı aralıktı. Silahlarının emniyetlerini açıp sessizce girdiler. 5 basamağı olan ahşap merdivenlerden aşağı indiklerinde ise gördükleri sahne onları şok etmişti. Üçü de konuşamadan, ağızları açık bir şekilde, arkası dönük olan Sefa Tiğ ve oradaki görüntüye takılmışlardı. Emre’yi sandalyeye bağlarken, Bulut arkasından yaklaşıp silahını ensesine tutarak;
-Sefa Tiğ, insan kaçırmaktan, işkence etmekten, öldürmekten ve devlet memurunu kandırmaktan tutukluyorum. Nasıl olsa konuşamıyorsun, yazılı ifadeni mahkemede sunarsın.
Sefa Tiğ gözleri yerinden çıkacak gibi olup donakaldı. Böyle bir şey beklemiyordu. Planlarında bunu atlamıştı. Ensesinde hissettiği silahın soğuk ucu yüzünden direnmeden teslim oldu. Bulut kelepçe taktıktan sonra anons geçerek olay yerine -Emre Engerek için- ambulans istedi. Diğer polisleri de çağıran Bulut, Emre’yi dışarı çıkarmalarını söyledi. Bay Düşünür ise sağ tarafında duran polis memurunun kustuğunu görünce;
-Tamam oğlum tamam. Sen dışarı çık, hava al, kendine gel.
Gördüğü sahneyi bir yerden hatırlıyordu. “Hannibal Colombia” idi bu. Kaybolan üç kişi de meşhur “Kolombiya Kravatı” işkencesi yapılarak öldürülmüş. Cesetler cam bir fanusun içerisinde, kumar masasının etrafında ki sandalyelerde oturuyordu. Dikkatini çeken bir detay daha vardı; kumar masasının tam ortasında ufak akvaryumda kırmızı bir Japon Balığı.
İçeri gelen polis memurlarının da kusmaya niyetlendiklerini gören Bay Düşünür;
-Tamam daha fazla oyalanmayın, Emre’yi çıkartın buradan hemen.
Ambulans ulaştı, gerekli müdahale yapıldıktan sonra Emre kendine gelmişti. Bulut Çiçek’e durumu açıkladı ve oradan ayrılıp büroya gelmesini söyledi. Büroya gittiklerinde Sefa Tiğ sorgu odasında bekliyordu, yanlarına işaret dili eğitimi almış polis memuru ile odaya girdiler. Bay Düşünür sormaya başlayacaktı ki Sefa Tiğ ellerini kaldırarak
-Sorgu zırvasını yaşamak istemiyorum. Evde yatak odamda bir günlüğüm var. Hatta çalışma masamın çekmecesinde diğer günlüklerimde var. Küçüklüğümden beri günlük tutarım. Oradan bakıp her şeyi öğrenebilirsiniz. Suçumu kabul ediyorum.
Bulut hemen eve gidip günlükleri getirdi ve Bay Düşünür’ün odasında oturup okumaya başladılar. Üstünde -1- yazan bir defter vardı önce onu açtı ve seslice okumaya başladı;
-Merhaba günlük. Bugün çok kötü bir gün geçirdim. Annemle babam kavga ederken öğrendim ki; babam kumarda evimizi ve bütün paramızı kaybetmiş. Valizini toplayıp…
Bulut hemen Bay Düşünür’ün sözünü keserek elindeki defteri uzattı;
-Amirim bu günlükte son olayları anlatıyor, istersen bunu oku. Bence bize bu lazım.
Defterlerin hepsi çok kalındı. Ama bunun son günlük olduğu belliydi. Çünkü hepsi dolmamıştı, fazla boş sayfa vardı. Okumaya başladı;
-… Bir hayalim var benim, babam hayatımızı kumar masasında kaybetti. Annem soğuk havalarda sokaklarda yattığımız için çaresiz bir hastalık yüzünden öldü. Bunların hepsi babamın yüzünden oldu. Dört kişi vardı o kumar masasında. Babam, arkadaşı ve yanlarında eskortları vardı. Nefret ediyorum ondan. Hiç unutamadığım, gözlerimin önünden gitmeyen bu sahneyi insanların gözüne sokacağım. Ben dilimi kullanamazken, dillerini şekilden şekle sokan dört insan bulacağım. İki erkek iki kadın olacak. Bunları para verme vaadiyle kandıracağım. Paralara sürdüğüm zehir, onlar paralara dokunduklarında yavaş yavaş kanlarına geçecek. Belirli bir süre sonra bayılacaklar. Bu sayede evden çıkarken ve bahçeden uzaklaşırken kameralarda görünecekler ama yere düştüklerinde kimse göremeyecek onları. Kamera kayıtlarında her şey yolunda gidiyor görünecek. Onları arka bahçedeki depoya indirip cam fanustaki kumar masasında sandalyeye oturtup, boğazlarını kesip dillerini boğazlarından çıkartacağım. Yani Kolombiya kravatı yapacağım hepsine. En sonunda ise bir sergi açıp, medyayı bu sergiye çağıracağım. Gelenlere ise bu insanları bal mumundan yaptım diyeceğim. Elbet anlayacaklar gerçeği ve benim yıllardır gözümün önünden gitmeyen bu sahne, artık bütün insanların da gözlerinin önünden gitmeyecek. Serginin girişine de şöyle yazacağım; “Babam olacak insan “Murat Tiğ” yüzünden ve annem olan melek “Alin Tiğ” anısına”. Evet sevgili günlük bunları sadece sana yazıyorum ama bir de kumar masasına koyduğum Japon balığı biliyor. Tabii eğer unutmuyorsa. Bence o beni anlıyor. Hiçbir insan ben konuşunca anlamasa da o balık benim dediklerimi anlıyor. Ben inanıyorum.
Bay Düşünür günlüğün son sayfasına gelmişken, Çiçek dayanamayıp ağzını tutarak lavaboya koştu. Muhtemelen kusacaktı. Bulutla göz göze geldiler ve böyle bir şeyi nasıl açıklayacaklarını, o ailelere nasıl söyleyeceklerini düşündüler. Bu kadar işkence yapıp, böyle vahşice planları yapan bir insanın nasıl o kadar soğukkanlı olabildiğini tartıştılar. Yazılı ifadesi alınıp, gerekli yazılar gönderildikten sonra savcılığa sevk ettiler.
Bay Düşünür ve Bayan Düşünür salondaki masada oturup karşılıklı rakı içiyorlardı. Televizyon açıktı ama sesi kısıktı. Bayan Düşünür;
-Geçen gün Kaybedenler Kulübü filmini izlemiştik ya orda bir şarkı vardı onu söyleyeyim sana.
-Tahmin ediyorum hangisini söyleyeceğini. Dur o zaman sigaramı yakayım.
Derin Düşünür “Bağrı Yanık Dostlara” (Sigaramın Dumanı da Dumanı) şarkısını söylemeye başladı. Tam bitirecekti ki Ünlü Düşünür’ün gözleri açıldı ve televizyona takılı kaldı. Televizyonda -Son Dakika Haber- başlığı altında -Aylar önce yakalanan seri katil Sefa Tiğ, 24 Ekim gününde elektrikli sandalyeye bağlanıp idam edilecektir.- yazısını okudular. Ünlü Düşünür kadehini kaldırdı;
-Ne denir ki şimdi bunun üstüne…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder