Ölmüş birini ne kadar daha anlatabiliriz
insanlara? Ya da insanlar ne kadar daha dinlerler?
Bir yaz
gecesiydi ölümünü aldığım haber. Telefondan geldi haberin. Aklımı kaybetmişim
gibiydi. Şaka olmasını diledim. Bu b.ktan hayatın bana yaptığı acımasız bir
şaka. Ama değildi. Koca bir gerçekle yüzleştim. Kendime gelemedim. Hıçkırarak
ağladığımı hatırlıyorum.
Abim yanımdaydı o sıra. Ona nasıl sarılıp ağladığımı
ve yaşadığım acıyı asla unutamam. O günden sonra bir başkasının bana
sarılmasını, beni sevmesini, göğsümde yatmasını istemedim. Yerine ihanet
etmişim gibiydi ilk başta. Sana ait olan her hücremi başkasına sunmak
istemedim. Geri gelecekmişsin gibi yaşadım hayatımı. Beynimdeki, kalbimdeki her
yer geri gelmeyeceğini haykırıyordu. Kabullenmem zaman aldı. Sen gelmeyecektin
ve ben hayatın ağırlığını kalbimde tek başıma taşıyacaktım. Bana bunu yaşattığın
için teşekkür ederim Sevgili’m..
Acı
insanı büyütürmüş. Geçen süre zarfında ne kadar yaşlandım emin değilim. Kocaman
bir kadın oldum sanki. Hayatta her şeyi görmüş, her acıyı tatmış gibi.. Yanına gelmek istedim. Beni yanına sadece
ölüm getirebilirdi ve ben o an yanına gelmek için her şeyi yapabilirdim.. Ama beni seven bir Abim var ve ben.. Yapmadım
anlatabiliyor muyum? Bu acıyı başkasının yaşamasını istemedim.
Ruhum
bedenime geri gelene kadar sen hayattaymışsın gibi yaşadım, herkesle öyle
konuştum, öyle anlattım. Aklımın başıma gelmesi zaman aldı. İnsanların bana
deliymişim gibi davranması, acıyarak bakmaları, artık senin olmadığını
söylemeleri beni kendime getirdi. Yokluğuna alışmak zordu ama yapmak
zorundaydım. Yanlış anlama Sevgili’m.. Yaşadığım acının bir tarifi yok ama daha
ne kadar yaşayan bir ölü gibi dolaşabilirdim ?
Özür
dilerim Sevgili’m.
Sen artık yoksun ve ben devam
etmek zorundayım. Yaşattığın, hissettirdiğin her duygu için minnettarım sana.
HUZURLU
UYU…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder