Bize Gönderin

Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin.
" Haydi dök bize kuruntularını... "

20 Şubat 2017 Pazartesi

Piç Fanus -Dilan Bergil-

Bir Güneş'te kıskanırmış Ay'ı… Kimsenin dokunamadığı, yaklaşamadığı, hayran olduğu, korktuğu bir nevi gezegenlerin tanrısı olan Güneş, her yeri delik deşik, herkesin ayak bastığı üstüne bayrak dikip üzerinde hükümdarlık kurulmaya çalışılan sönük ve güçsüz bir şekilde etrafında dönüp duran Ay’ı kıskanırmış. Yorulmuş sisteminden; yalnızlığından, gücünden, içinde her biri bir yıldız olan uçlarından, ışığından, farklılığından yorulmuş. Sıkılmış mütevazilikten, sıkılmış bir görünüp bir kaybolmaktan… İçi soğumuş Güneş’in insanların nankörlüklerinden, iki yüzlülüklerinden, çıkarlarından, sahteliklerinden, yalanlarından…
En güzeli ve onun varoluşuna aykırı bir yağmuru özlemiş… Bir yağmur olup yağsa kimse kalmazmış evrende kendisi dahil. Küçücük bir su damlası evrenin intiharı olmuş, ölememiş bile Güneş. Etrafında ki her gök taşını kara delik sanmış, merak etmiş, yaklaşmış almış içine gömmüş bir yıldız olarak. Bir mezarlık olmuş Güneş, sarı siyah bir zehrin yansıması, sıcaklık ısıtabilmiş ancak insanların içini. Kendisinden başka her dokunuş yakmış canını Güneş’in. Cehennemi olmuş kendisinin. Tanrı cennet vaatleriyle onu kandırıp kör olmuş, sonra tüm insanlık sağır…. Cehennem ta kendisiyken korkacak neyi varmış ki? Neye sığınacakmış? Cenneti yok etmeyi nasıl göze alırmış ki ateşini söndürüp? Geceleri doğmuş Ay’ın arkasında Güneş ve sabaha karşı zifiri karanlıkta ikisini de kimsenin göremediği o anlarda sevişmişler Ay’la. İnsanlığa ve evrene bir umut ışığı doğurmuş her gece Güneş… Her seferinde ölüme gebe kalmaktan korkup düşük yapmış insanlığı. Her güzellik etrafını maviyle doldurmuş Güneş’in ve bulutla eşlik etmiş her bir ağıtın en temiz ve en güzel hali. Tebessüme yol açmış yeşiliyle toprakta Ay. Kendisinden parçalar atmış ağaçlara, meyve olup düşmüşler yeşile ve göğün mavisiyle toprağın yeşili suda buluşmuşlar. Ay her özlediğinde sahile düşmüş kum olarak, ufalandıkça ufalanmış, denizde kayaya dönüşmüş Ay… Güneş ona her sarılmak istediğinde içini ısıtmış denizin. Deniz Güneş ile Ay’ın kerhanesidir. Raks eder balıklar huzurunda ve katleder polis köpek balıkları onları. Her bir gemi baskın en mahremlerine ve her bir denize dokunan ten huzurla uyutmuş Güneş’i. Tenlerin Güneş’in sıcaklığına her bir dokunuşu su altında, suyun tende bıraktığı her bir yağmur tomurcuğu Güneş’i dokunulabilir kılmış ve öldürmüş onu yok etmeden evreni. Tüm imkansızı imkanlı kılmış tanrıya ve her kış tekrar diriltmiş Güneş’i ve Güneş okyanusun en derininde, oksijenin hiç olmadığı yerlerde beklemiş tanrıyı. Sönmemiş, her bir denize atılan olta tiner dökmüş mezarlığına. Yakılan her bir sigara denizden uzak bir toz bulutu yapmış göğün en üstünde tanrıyı. Şimdi bir kül tablası olmayı göze almış olan Ay, uçan halı olup kül tablası şekliyle etrafında dönüyor gezegenlerin, sönmeyi bekleyen izmaritleri topluyor Güneş için. Güneş’in inadını bir pati izi, bir kuş kanadı, bir çocuk gülümsemesi, bir anne sütü yıkmış…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder