Bir Güneş'te
kıskanırmış Ay'ı… Kimsenin dokunamadığı, yaklaşamadığı, hayran olduğu, korktuğu
bir nevi gezegenlerin tanrısı olan Güneş, her yeri delik deşik, herkesin ayak
bastığı üstüne bayrak dikip üzerinde hükümdarlık kurulmaya çalışılan sönük ve
güçsüz bir şekilde etrafında dönüp duran Ay’ı kıskanırmış. Yorulmuş
sisteminden; yalnızlığından, gücünden, içinde her biri bir yıldız olan
uçlarından, ışığından, farklılığından yorulmuş. Sıkılmış mütevazilikten,
sıkılmış bir görünüp bir kaybolmaktan… İçi soğumuş Güneş’in insanların
nankörlüklerinden, iki yüzlülüklerinden, çıkarlarından, sahteliklerinden,
yalanlarından…
En güzeli ve onun varoluşuna aykırı bir yağmuru özlemiş… Bir
yağmur olup yağsa kimse kalmazmış evrende kendisi dahil. Küçücük bir su damlası
evrenin intiharı olmuş, ölememiş bile Güneş. Etrafında ki her gök taşını kara
delik sanmış, merak etmiş, yaklaşmış almış içine gömmüş bir yıldız olarak. Bir
mezarlık olmuş Güneş, sarı siyah bir zehrin yansıması, sıcaklık ısıtabilmiş
ancak insanların içini. Kendisinden başka her dokunuş yakmış canını Güneş’in.
Cehennemi olmuş kendisinin. Tanrı cennet vaatleriyle onu kandırıp kör olmuş,
sonra tüm insanlık sağır…. Cehennem ta kendisiyken korkacak neyi varmış ki?
Neye sığınacakmış? Cenneti yok etmeyi nasıl göze alırmış ki ateşini söndürüp?
Geceleri doğmuş Ay’ın arkasında Güneş ve sabaha karşı zifiri karanlıkta ikisini
de kimsenin göremediği o anlarda sevişmişler Ay’la. İnsanlığa ve evrene bir
umut ışığı doğurmuş her gece Güneş… Her seferinde ölüme gebe kalmaktan korkup
düşük yapmış insanlığı. Her güzellik etrafını maviyle doldurmuş Güneş’in ve
bulutla eşlik etmiş her bir ağıtın en temiz ve en güzel hali. Tebessüme yol
açmış yeşiliyle toprakta Ay. Kendisinden parçalar atmış ağaçlara, meyve olup
düşmüşler yeşile ve göğün mavisiyle toprağın yeşili suda buluşmuşlar. Ay her
özlediğinde sahile düşmüş kum olarak, ufalandıkça ufalanmış, denizde kayaya
dönüşmüş Ay… Güneş ona her sarılmak istediğinde içini ısıtmış denizin. Deniz
Güneş ile Ay’ın kerhanesidir. Raks eder balıklar huzurunda ve katleder polis
köpek balıkları onları. Her bir gemi baskın en mahremlerine ve her bir denize
dokunan ten huzurla uyutmuş Güneş’i. Tenlerin Güneş’in sıcaklığına her bir
dokunuşu su altında, suyun tende bıraktığı her bir yağmur tomurcuğu Güneş’i dokunulabilir
kılmış ve öldürmüş onu yok etmeden evreni. Tüm imkansızı imkanlı kılmış tanrıya
ve her kış tekrar diriltmiş Güneş’i ve Güneş okyanusun en derininde, oksijenin
hiç olmadığı yerlerde beklemiş tanrıyı. Sönmemiş, her bir denize atılan olta
tiner dökmüş mezarlığına. Yakılan her bir sigara denizden uzak bir toz bulutu
yapmış göğün en üstünde tanrıyı. Şimdi bir kül tablası olmayı göze almış olan
Ay, uçan halı olup kül tablası şekliyle etrafında dönüyor gezegenlerin, sönmeyi
bekleyen izmaritleri topluyor Güneş için. Güneş’in inadını bir pati izi, bir
kuş kanadı, bir çocuk gülümsemesi, bir anne sütü yıkmış…Blog Olan Kuruntular; Farklı Karakterlerin Kuruntularını Paylaştığı Bir Platformudur.
Bize Gönderin
Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin." Haydi dök bize kuruntularını... "

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder