Bu soru, dersin boş geçmemesi maksadıyla işgüzar bir öğretmen tarafından ortaya atılan bir münazara konusudur muhtemelen.
Ayrıca lisede de yaka silkilen kompozisyon derslerinin de en önemli konularından birisi olmuştur.
Her yargıya "evet" diyenler olduğu gibi "hayır" diyenlerin de olduğu bir paradoksu varsayarsak,
Birileri illa evet diyecek hiç düşünmeden birileri ise hayır.
-Her konu da böyle olmadı mı bu durum-
Çok okuyan diyenler ve çok gezen diyenler ile ayrılacaktır bu görüş.
Neye evet neye hayır demeden önce, yargı konusunda fikriniz var mı onu düşünün.
Düşündüğünüz, savunduğunuz, uğruna kavga ettiğiniz fikirlerin yüzde kaçı size ait?
Birilerinin papağanlığını mı yapıyorsunuz yoksa?
Gelelim konumuza;
Hala net bir uzlaşı sağlanamasa da ikisinin de ciddi faydalarının olduğu konusunda hemfikiriz elbette.
Aslında her iki fikrin savunucuları için de, yeterli örnek üretmek mümkün.
En baba örnek ikisine de;
Kant oturduğu yerden, Macellan ise dünyayı dolaşarak bizim bilgi dünyamızı zenginleştirmedi mi?
***
Mesela ben,
Artık bir daha şüpheye düşmemecesine biliyorum ki,
Çok okuyan değil, çok gezen bilir.
Evet,
Çok gezen.
Yanlış anlaşılmasın,
Dünyanın dört bir yanını gezip de etle tahta, insanla eşya arasındaki farkı ayırt edemeyen vakalar da yok değil.
"Dünyanın tek sakini kendisi ve geri kalanlar da onun için ekolojik düzeni tamamlayan bazı halkalar zannetmeye devam etsin onlar, bozmayalım."
Yani gezerken de temas etmek lazım,
Körü körüne para harcarcasına boş boş gezmek değil.
Dokunmak, hissetmek, bakmak değil görmek lazım...
Çok gezen insan kalenderdir, saygılıdır, bilgilidir,
Empati yapabilme gücüne sahiptir,
Kendi dünyasının dışına çıkmış farklı insanlar farklı hayatlar tanımıştır,
Her kültürü (nacizane) başka hayatları bilir, görür,
Başka ırk, dil ve milletten yüzlerle tanışır,
Tanışmaktan öte varlığını öğrenir bu insanların.
***
Çok okuyancılara gelirsek;
Düşünsenize siz gezerek öğreniyorsunuz ama yazdıklarınızı okuyanlar da öğreniyor sizin öğrendiklerinizi...
Derlerki; okumadan nerde neyi nasıl gezeceğini nereden bileceksin?
Tamam otur bi şöyle…
Diyelim ki bir kitap okuyorsun,
Ve o kitapta o yörenin, insanı şekli ismi cismi hayvanı çiçeği börtü böceği yazıyor,
Peki o insanlarla konuşmadan sesinin inceliğini, narinliğini, sevecenliğini yada şivesininin sıcaklığını nasıl anlarsın?
Bir karanfili koklamadan onu hafızanda kiitapta yazdığı betimlemelerle bir yere koyabilir misin?
Envai çeşit rengiyle o eşsiz kokusunu içine çekmeden hissedebilir misin güzel kardeşim o karanfili...
Denizin berraklığını suya girmeden anlayabilir misin, güneşin senin tenini ne denli yaktığını?
Hissetmek güzel şeydir kardeşim...
İnsan okuduklarını unutur ama yaşadığını unutmaz.
Ayrıca lisede de yaka silkilen kompozisyon derslerinin de en önemli konularından birisi olmuştur.
Her yargıya "evet" diyenler olduğu gibi "hayır" diyenlerin de olduğu bir paradoksu varsayarsak,
Birileri illa evet diyecek hiç düşünmeden birileri ise hayır.
-Her konu da böyle olmadı mı bu durum-
Çok okuyan diyenler ve çok gezen diyenler ile ayrılacaktır bu görüş.
Neye evet neye hayır demeden önce, yargı konusunda fikriniz var mı onu düşünün.
Düşündüğünüz, savunduğunuz, uğruna kavga ettiğiniz fikirlerin yüzde kaçı size ait?
Birilerinin papağanlığını mı yapıyorsunuz yoksa?
Gelelim konumuza;
Hala net bir uzlaşı sağlanamasa da ikisinin de ciddi faydalarının olduğu konusunda hemfikiriz elbette.
Aslında her iki fikrin savunucuları için de, yeterli örnek üretmek mümkün.
En baba örnek ikisine de;
Kant oturduğu yerden, Macellan ise dünyayı dolaşarak bizim bilgi dünyamızı zenginleştirmedi mi?
***
Mesela ben,
Artık bir daha şüpheye düşmemecesine biliyorum ki,
Çok okuyan değil, çok gezen bilir.
Evet,
Çok gezen.
Yanlış anlaşılmasın,
Dünyanın dört bir yanını gezip de etle tahta, insanla eşya arasındaki farkı ayırt edemeyen vakalar da yok değil.
"Dünyanın tek sakini kendisi ve geri kalanlar da onun için ekolojik düzeni tamamlayan bazı halkalar zannetmeye devam etsin onlar, bozmayalım."
Yani gezerken de temas etmek lazım,
Körü körüne para harcarcasına boş boş gezmek değil.
Dokunmak, hissetmek, bakmak değil görmek lazım...
Çok gezen insan kalenderdir, saygılıdır, bilgilidir,
Empati yapabilme gücüne sahiptir,
Kendi dünyasının dışına çıkmış farklı insanlar farklı hayatlar tanımıştır,
Her kültürü (nacizane) başka hayatları bilir, görür,
Başka ırk, dil ve milletten yüzlerle tanışır,
Tanışmaktan öte varlığını öğrenir bu insanların.
***
Çok okuyancılara gelirsek;
Düşünsenize siz gezerek öğreniyorsunuz ama yazdıklarınızı okuyanlar da öğreniyor sizin öğrendiklerinizi...
Derlerki; okumadan nerde neyi nasıl gezeceğini nereden bileceksin?
Tamam otur bi şöyle…
Diyelim ki bir kitap okuyorsun,
Ve o kitapta o yörenin, insanı şekli ismi cismi hayvanı çiçeği börtü böceği yazıyor,
Peki o insanlarla konuşmadan sesinin inceliğini, narinliğini, sevecenliğini yada şivesininin sıcaklığını nasıl anlarsın?
Bir karanfili koklamadan onu hafızanda kiitapta yazdığı betimlemelerle bir yere koyabilir misin?
Envai çeşit rengiyle o eşsiz kokusunu içine çekmeden hissedebilir misin güzel kardeşim o karanfili...
Denizin berraklığını suya girmeden anlayabilir misin, güneşin senin tenini ne denli yaktığını?
Hissetmek güzel şeydir kardeşim...
İnsan okuduklarını unutur ama yaşadığını unutmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder