Bize Gönderin

Bize Gönderin;
Sevgili okur, eğer sen de bizimle yazdıklarını paylaşmak istersen, yazını önümüzdeki ayın 7'sine kadar -bokgibi1blog@gmail.com - mail adresine gönderebilirsin.
" Haydi dök bize kuruntularını... "

10 Ocak 2017 Salı

Röportaj "Emre Özbey" -B.O.K. Gibi 1 Blog-

Emre Özbey Kimdir ?

Cevap: Emre Özbey; sürekli çabalayan, fazlasıyla düşünen, çok kaybeden ama bir gün elbet sonunda bunların güzel bir şekilde sonuçlanacağına inanmak isteyen ama zamanla da bu inanışının yavaş yavaş azaldığını hisseden, yaşamayı seven ve yeni insanlarla tanışmaya yeni kişilikler öğrenmeye bayılan birisidir.

Soru 1-) Kitap okuyor musunuz ve günde kaç sayfa kitap okuma imkanınız oluyor ?

Cevap : Kitap okuma dönemlerim var, bu dönem yıl içerisinde 5-6 kere uğruyor bana. Bu dönemler geldiğinde çok hızlı bir şekilde kitap okuyorum. Kitap okumam için kitabı çok sevmem yada o kitabı okumak zorunda olmam gerekiyor.

Soru 2-) Sizin için sanat nedir?

Cevap: Sanat hayat içindir bence. Sanat var olmayan bir şeyi var edip sonra da hayatı güzelleştirendir. Bu konuda herşey sanat olabilir, mühendislikte sanat olabilir. Önemli olan olmayan bir şeyi oluyormuş gibi hissettirmektir. Doğa da bir sanattır bana kalırsa.


Soru 3-) En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?

Cevap: Genelde yapmak istediğim işlerde mağlubiyeti çok yaşadım başarısızlıkları çok gördüm. Ama bu başarısızlıklar farkında olmadan beni çok güçlendirdi ve başarıya doğru itti. Bu başarısızlıkların sınırı olmuyor artık başaramadıkça görüyorsun neyin ne olduğunu ve en büyük hayalim de şu; bu kadar başarısızlık yaşayıp ve birgün başarılı bir adam olunca bir konuşmada insanların beni dinleyeceği ve gerçektene dinlemek için geldikleri bir konuşmada bütün başarısızlıklarımı anlatıp nasıl başarılı olduğumu anlatabilmek. Başarıyı mağlubiyetlerin getirdiğine inanıyorum.  Dergi çıkardık battı, tiyatro oynadım seyirci gelmedi, basketbol oynadım ayağım kırıldı. Demek istediğim çok başarısızlık gördüm ama önemli olan da yılmamak.

Soru 4-)  Peki biraz da özel hayatınızdan bahsedersek, dalga geçtiğiniz bir özelliğiniz var mı?

Cevap:  Yapım gereği insanlarla çok dalga geçerim ama onlarda benimle dalga geçer. Benim kendi içimde dalga geçtiğim isee.. (cümleyi uzatıyorum düşünmek için),/gülmeler gülmeler\,(durdurabiliyor muyuz ya kaydı?),(Adem ne dedi ya buna?),(Uyuyakalması..) o zaman benimde şu diyebiliriz; tiyatroda yönetmenin beni sürekli övmesi gerekir, “Emre sen çok harikasın, Emre sen çok iyisin, Emre senin sakalların çok çekici, Emre sen çok başarılısın” gibi.. Günlük hayatta da kendimle dalga geçerken “Ben çok yakışıklı olduğum için demi?, ben dünyanın en iyi oyuncusu olduğum için demi?” gibi cümlelerle başlarım cümleye. Bunu yaparak da egomu düşürmeye çalışırım çünkü hayatta en sevmediğim sen katlanamadığım şey ise egolu insanlardır. Bende böyle yaparak ne kadar egolu olmadığımı göstermek isterim.

Soru 5-) Bir kötü karakter olmak isteseniz hangisi olurdunuz?

Cevap:  Bugün aklıma gelmişti bu karakter, hatta böyle bir oyun yazmak istedim. -sürekli oyun yazan birisi değilim- Sizinle de paylaşayım. Bir filmde kötü karakter varsa filmin başından sonuna kadar anlıyoruz bunu. Kötü karakter ağlasa bile sonrasında ki sinsice gülmesinden anlıyoruz onu, gülmesinden, davranışından falan anlıyoruz ama benim yaratmak istediğim kötü karakter ise filmin yada bir tiyatro oyununun başından sonuna kadar kötü karakter olduğu anlaşılmasın ve filmin sonunda insanların onun kötü karakter olduğunu anlasınlar istiyorum. Bir de bu sorunun şu boyutu var kime göre kötü karakter kime göre iyi karakter? Baktığınız zaman Adolf Hitler bazı alman halkına göre kahraman ama Yahudi milleti için bir canavar. O yüzden olaya bu yönünden de bakmak lazım. (Adem’den iyi miyim şimdiye kadar?),/kahkahalar gırla\,(tabi 30 tane falan röportaj yapmışsınız daha iyiydi),(otuzbeş otuzbeş lütfen),/kahkaha tufanı\,(şimdi adem abinin ilk röportajı olduğu için olabilir.),(ya adem kendine sesli mesaj gönderip dinleyen adamdır),/gülmekten pantolonlar ıslandı galiba\

Soru 6-) Ulaşamadığın birisiyle tanışıp konuşma fırsatın olsaydı bu kim olurdu? Ondan neler öğrenmek isterdin?

Cevap: Peki nasıl cevap vermemi istersiniz? Ölen birisi olabilir mi yoksa yaşayan insanlardan mı? (Adem abi Che Guevara dedi örneğin),(Ya yine mi şov ya?),/yalnız iyi güldük\,(Ya adam kübayı bilmiyor, kübaca bilmiyor ne soracak acaba??),/bu sefer biraz fazla güldük\ çok klişe olmasın ama Charlie Chaplin’le tanışmak isterdim. /Ooo güzel cevaptı\  Sebebi de şu şimdilerde sinema 24 kare çekiliyor o zamanlar 16 kare çekiliyordu, o zaman sinemada hızlı bir geçiş var ya değişik bir konsept var o filmde, öyle başlamış. Charlie Chaplin bıyıklı gülen bir adamdır ama aslında genç kız düşkünü hovarda birisiymiş. Kötü bir karakter. Yani Türk toplumunda annelerin elini öpecek bir karakter değil. Bir tane laf var onun mu değil mi kesin emin değilim ben başkasının söylediğini düşünüyorum; “Ben İngilizce oynasaydım beni sadece İngilizler anlayacaktı, ben sessiz oynadım ve tüm dünya anladı” diye büyük ihtimalle Charlie Chaplin’in değil ama çok doğru bir felsefe. O zaman ki sinema daha zordu çekimler daha zahmetliydi şimdi ki gibi değildi bu konuları konuşmak isterdim bide kadın muhabbeti yapmak isterdim Charlie Chaplin’le ve bunu sessiz yapmak isterdim. /kahkahalar arasında çok iyiydi be tepkileri\,(ya çok iyi gidiyorum ya),/gülmeler gülmeler\

Soru 7-) İzlemekten sıkılmadığınız ve tekrar tekrar izlediğiniz film veya filmler nelerdir?

Cevap: Ben çok sinema kültürü olan birisi değilim, tiyatroyu da çok izlediğim için değilde yapa yapa öğrendim. Oyunculuktan çok arka planda uğraştığım zamanlar oldu. Çok büyük ustalarla kapışacak kadar değil ama çok iyi yaptığımı düşünüyorum. “Hayat Güzeldir” diye bir İtalyan film var ben geç tanıştım bu filmle. İtalyan bir yönetmen hem oynuyor hem yazıyor hem yönetiyor. Film iki perde, ilk perde sadece komedi ama güldürmüyor ikinci perde dram. Adam duygu sömürüsü yapmadan ağlatıyor seni, göz yaşların akıyor sen istesen de istemesende. Konusu 2. Dünya Savaşı. Bu arada bu şekilde kaliteli ve hem komedi hem dram yapabilen tek insan olarak Yılmaz Erdoğan olduğunu düşünüyorum.

Soru 8-) Üniversite hayatınızda unutamadığınız olay nedir?

Cevap: Çok güzeldir, benim hayatımın anlamıdır bu. Ben üniversiteye geldiğimde lisedeyken tiyatro yapmıştım ve burda da yapmak istemiştim. Buraya geldiğimde büyük insanlarla kaliteli kişiliklerle tanıştım. Onların sohbetlerini dinlemek isterdim, onların ne konuştuğunu merak ederdim. Daha sonra yıllar geçti kendimi çok geliştirdim çok okudum, çok oynadım, çok gözlemledim daha sonra o takip ettiğim çok sevdiğim insanları kendi oyunlarıma çağırdım onlarla beraber çalıştık. (Engerek JR: İşte ben şuan bunu yaşıyorum.) Üniversite hayatımın başlangıcı ve sonucudur.

Soru 9-) Yaptığınız en büyük çılgınlık nedir? Kısa cümlelerle anlatabilir misiniz?

Cevap: Kısa demişsin şuan çok kısıtlandım. 12. Sınıfa kadar sayısal bölüm öğrencisiydim, o sene içerisinde Radyo-Televizyon okumak için eşit ağırlık bölümüne geçtim, eşit ağırlığa geçince eşit ağırlık bölümünde Radyo-Televizyon olmadığını gördüm daha sonra sözel bölümüne geçtim sonra sınava girdim ve istediğim yer olmadı. (Kocaeliliyim ben) Kocaeli Tv de çok güzel bir program yapmaya başladım, o sırada İstanbul Üniversitesi’nde Radyo-Televizyon için uğraşırken Kocaeli Tv’de program yapıyordum ve Digitürk’e transfer olacaktım sonra nasıl yaptım bilmiyorum ve sayısal bir bölüm, bir mühendislik kazandım ve Karabük gibi hiç bilmediğim bir şehire geldim.

Soru 10-) Ne tür müzikler dinlersiniz?

Cevap: Akustik müzikler dinlerim. Gün içerisinde çok hareketliyim, hareketli ve koşturmaca içinde yaşıyorum. Bu yüzden de eve geldiğimde ruhumu dinlendirmek için akustik-slow müzikler açar dinlerim.

Soru 11-) Çalacak olsanız hangi enstrümanı çalmak isterdiniz?

Cevap: Ben akustik gitar çalıyorum ama bu toplumun müzik aleti bağlamadır. Türküyü de çok severim. Gitar çalmasaydım yada baştan başlayacak olsaydım bağlama çalmak isterdim. Bağlamanın bir dili  var bence, herkes çalmamalı, herkes söylememeli ve her ortama gidilmemeli.

Soru 12-) Tiyatro sizin için neyi ifade ediyor?

Cevap: Benim için öyle basit bir cümlesi yok.. Sahne günleri; sahneye çıkacam, öncesinde kıyafetlerimi giyiyorum böyle perde kenarından bakıyorum seyirciler oturuyor ve bakıyorum kalabalık mı değil mi? Sonra soruyorum “Allahım neden ben?” ve sahneye çıkıyorum. Bir şaka yapıyorum veya insanları ağlatıyorum yada alkış alıyorum, o alkışı alınca da diyorum ki “Allahım iyi ki ben!” Tiyatro benim için böyle bir şey ; “Hem neden? Hem iyi ki.”

Soru 13-) Yıkmak istediğiniz bir gelenek var mı?

Cevap: Çok iyi bir tiyatrocu isen yada sinema oyuncusu isen , “Abi Recep İvedik mi? Iyy..” hayır öyle bir şey değil. Recep İvedik afişte diyor ki sana, “Ben güldürürüm, küfür ederim, istersen gel, biletim şu fiyatta.” Sende bunu göz önüne alarak girersin ki ben Recep İvedik’te kahkahalar atarak güldüm. Ben sanat filmlerini pek sevmem sıkıcı gelir bana. Ama filmi izlemeye gidince de beni çok sıktı diye tepki vermem. Çünkü biliyorum sıkacak beni, bunu göze alarak gidiyorum. Bizim basit bir Karabük Üniversitesi Tiyatro Kulübünün oyunlarını izlemeye elinde kağıt kalemle eleştirmeye gidenler varken buda doğal oluyor tabi. Bu algıyı, bu zorunluluğu yıkmak isterdim.

Soru 14-) Peki örnek aldığınız bir oyuncu var mı?

Cevap: Tabi şakalaşıyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz ama tiyatro sahnesinde birçok kez sahneyi paylaştığım arkadaşım hatta sinema sektöründe de kendini gösteren kişi ; Adem Türkyılmaz’dır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder