Cevap: İlk olarak Mekatronik Mühendisliği okuyan bir öğrencidir. Mekatronik Mühendisliğini de toplumda ki yerini ve ailesinin gözünde ki değeri korumak amaçlı okumaya çalışan birisi. Sanatçı olmaya çalışan, düşünmeye çalışan, düşündürmeye çalışan ve herşeyden öte yaşamayı seven, insanlara yaşamayı sevdirmeye çalışan bir insandır. Dürüst olmak gerekirse, Ahmet Remzi Adanır ; Öldükten sonra anılmak isteyen bir adamdır.
Arkadaşlar öncelikle ben ne Adem Türkyılmaz’ım ne Emre Özbey’im. Ben Ahmet Remzi Adanır, oyun oynamıyoruz, işimiz ciddiyet. /röportaja kahkahalarla başlamak böyle bişey\
Soru 1-) Kitap okuyor musunuz ve günde kaç sayfa kitap okuma imkanınız oluyor ?
Cevap : Kitap okurum. Ama bunun bir hikayesi de var; “Ben lise çağlarımda çok kitap okuyan bir adamdım, ama üniversiteye geldiğimde kitap okumayı bıraktım. Geçen yıl tekrar okumaya başladım. Evet şimdi okuyorum ve günde 50-100 sayfa arasında okumaya çalışıyorum ama yoğun tempolu zamanlarda 10 sayfa da okuduğum oluyor.” Hatta hayatımda bir değişiklik oldu, eskiden sabah kalkınca 3 ü 1 arada kahve içerdim artık 2 si 1 arada içiyorum ve 10 sayfa civarında kitabımı okuyorum. Kitap okuma kültürü bunu gerektirir. /röportaja gülerek başladık\
Soru 2-) Sizin için sanat nedir?
Cevap: Sanat sayfalarca yazılacak kompozisyon olabilir. (Bu güzel bir sözdü bak altını çizin bunun). Ben sanatı tek kelimeyle açıklıyorum; “Dışavurum”. Sanat benim için bir dışavurumdur. Duyguların veya içinizde ki hissettiklerinizin dışavurumudur.
Soru 3-) En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?
Cevap: Şimdi buna dürüst bir cevap vermeyim çünkü dürüst bir cevap verirsem sıkıntılar olabilir ama aramızda kalsın bunu size anlatıyorum. (Abi bir gün bir yat ile okyanusa açılıyoruz, dostlarımı çağırıyorum ve sizlerde bunlara dahilsiniz. Garsonlarımız var, dansçı kadınlarımız var. Abi yat gezisine çıkıyoruz ve benim hep hayalini kurduğum şeydir; yat ın burnunda mangal yapıyoruz. Böyle sucuk ekmek köfte pirzola falan. Angelina Jolie gibi bir kadın geliyor ve onunla sucuk ekmek yiyoruz, bir ucundan o ısırıyor bir ucundan ben.) Bu benim için şuan sinema sektörüdür. Tiyatroda fazla bir kitleye hitap edemiyorsun. Benim yeni derdim daha fazla ve yeni kitlelere hitap etmek daha sonra “Arkadaşlar ben bunu düşünüyorum” diyebilmek özgürce. Kendi yazıp yönettiğim ve oynadığım bir sinema filmi olsun istiyorum.
Soru 4-) Peki biraz da özel hayatınızdan bahsedersek, dalga geçtiğiniz bir özelliğiniz var mı?
Cevap: Dalga geçtiğim bir çok özelliğim var ama en çok geçtiğimi söyleyim; ben çok karakterli olduğumu düşünüyorum, her ortamda farklı bir kişiliğe bürünüyorum çok kişilikli bir insanım ve gece yatmadan önce bana en yakın gelen karakterimle yatarken gündüz o değişen karakterlerimle dalga geçerim. “Ulan Remzi buda yapılır mı be hamamına koyayım.” Gibi.
Soru 5-) Bir kötü karakter olmak isteseniz hangisi olurdunuz?
Cevap: Ben kötü karakteri iyi karakterden daha iyi oynayabileceğimi düşünüyorum. Bunu yaşadımda. Bir oyunda İsrail askerini oynadım ve Filistin’li çocuğa zulüm anlatılıyordu. Bunu sokak tiyatrosunda yaptık.(Filistin’li çocuk da Emre Özbey’di bu arada) Oyundan sonra beni dövmeye geliyorlardı. Bunun tiyatro olduğunu bildikleri halde. Hatta izleyen büyüklerimiz arasında birisi geldi ve bana “Sen kara listedesin oğlum.” Dedi. İnsanlar ben oynarken küfür ediyorlardı bana ve ben buna sevindim. Dedim ki ben bu işi doğru yapıyorum demek ki. Kötü karakter olarak da “Joker” dir benim için.
Soru 6-) Ulaşamadığın birisiyle tanışıp konuşma fırsatın olsaydı bu kim olurdu? Ondan neler öğrenmek isterdin?
Cevap: O kadar çok insan var ki.(Adem abi buna Che’yi söyledi örnek verirsek.)(Kolpa Adem daha fazla bir şey demek istemiyorum. Peki Emre ne dedi?)(Charlie Chaplin)(Ooo Emre tam bir kolpa zaten, o zaman benim de kolpa bir cevap vermem gerekiyor.) Ben üniversiteye geldiğimde çok saygı duyduğum insanlar vardı, benim için ulaşılmazlardı ve 6 ay geçmeden ben bu insanlarla çalışmaya başladım, hepsiyle iş yaptım. Bundan sonra şunu söyledim; “Ulaşamayacağım insan yok, henüz ulaşmadığım insan var.” (Bu çok iyi oldu ya bunu ben twitter da paylaşayım, unutturmayın.) /Röportaj kahkahalar eşliğinde devam ediyor.\ George Orwell’dır. -Hayvan Çiftliği kitabının yazarı- Son zamanlarda tanıştığım, fikirlerine çok saygı duyduğum ve kendi fikirlerimle çok bağdaştırdığım bir insandır. Onunla oturup Komunizm ve Sosyalizm hakkında konuşmak isterdim.
Soru 7-) İzlemekten sıkılmadığınız ve tekrar tekrar izlediğiniz film veya filmler nelerdir?
Cevap: (Evet Adem ve Emre’nin söylediklerini duymak istiyorum.)(Adem abi Tarantino filmleri ve Emre de Hayat Güzeldir filmini söyledi.)(Emre güzel cevap vermiş de Adem yine kolpa cevaplamış. Adam bir gün böyle sorular gelirse Tarantino’nun hayatını araştırdı birkaç filmini izledi. Tamamen reklamdır.)/Hahahahaxdxdxd\ Buna iki dalda örnek vermek istiyorum. İlk film; Esaretin Bedeli. Kesinlikle muazzam bir film. Ben izlediğim fimleri izlemekten daha çok zevk alıyorum, kötü film izlemekten korkuyorum. Sanatsal filmleri izlemeyi pek sevmiyorum ama oyunculuk yapmak istiyorsam bu işin tekniklerini öğrenmem gerekiyor bu yüzden izlediğim film olarak da Lars von Trier adlı senaristin Melankoli filmini izlerim. Bu filmi de defalarca izledim ama sevdiğim için değil anlamadığım için izledim. Son olarak da G.O.R.A. filmini diyebilirim galiba 18 kez izledim.
Soru 8-) Üniversite hayatınızda unutamadığınız olay nedir?
Cevap: Üniversite hayatımın en güzel yılı 2. Senemde oldu. Hayat felsefem; Carpe Diem’di. O dönemde şöyle bir olay oldu. Biz her yere otostopla gidiyorduk, otostop hayatamın merkezindeydi. Çünkü belirsizliği seviyorum, akşam oraya gidebilecek miyim? Kimin arabasına bineceğim? Ne gibi tehlikeler olacak? Gibi sorular hoşuma gidiyor. Bir gün karar verdik otostopla Bartın’a gideceğiz. Sokak müziği yapacağız Barış Akarsu heykelinin altında. Yola çıktık otostop çektik ve rahatsız adamın birisi aldı arabasına. Tabi sonra ki derdimiz adam bizi kesecek mi? Nasıl kurtulabiliriz? Neyse sağ salim Bartın’a vardık, eğlendik falan akşam oldu hadi dönelim dedik. Yola çıktık 3 km yolu 1 buçuk saatte gittik. En son bir adam bizi aldı Bartın Merkez’e bıraktı. Sonra dedik ki dolmuşa binelim biraz ilerleyelim yine otostop çekeriz diye ve dolmuş şoförü bizi zifiri karanlık bir yerde bıraktı. Arkada bir ev var ve ev resmen perili köşk, bir tane ışık var onun altında bekliyoruz. O hoşumuza giden belirsizlik tamamen “göt korkusuna” döndü. Bir araba bizi aldı ve Abdi Paşa adlı bir köye bıraktı. Çok az insan var, kimse bizimle ilgilenmiyor ve farklı tipteyiz ama kimsenin umurunda değiliz. En son gece 12 oldu otostop çekmeyi bıraktık ve kadro şu ; Ben, Emre, Hasan ve Abdi Paşa Köyünün Delisi. Dördümüz belediye binasının önünde oturduk yatacak yerimiz yok. Cebimizde para yok köyde tek bakkal var ve oda bizi kazıklıyor. Ekmek alıyoruz zeytin alıyoruz deliye ikram ediyoruz böyle geçiyor vakit. En son köyün camiisinde yatmaya karar verdik. Gece orda uyuduk ve sabah müezzin bizi tekmeleyerek uyandırdı. Baya tartıştıktan sonra oradan çıktık ben evden para istedim ve bilet aldık döndük. O olaydan sonra 3-4 ay otostobu bıraktım.
Soru 9-) Yaptığınız en büyük çılgınlık nedir? Kısa cümlelerle anlatabilir misiniz?
Cevap: Ben bu yıl Zeytinli Rock Festivali’ne gidemedim -gidemiyordum- yaz okulu, staj falan bitti benim Ankara’da bulunmam gerekiyordu. Ben insanların eğlenmek için geldiği yada eğlenme kafasıyla bulunduğu ortamda en çok eğlenen insan ben olurum. Bu yıl gidemeyeceğim için çok üzüldüm ve yakın arkadaşlarım birden gitme kararı aldılar ama benim bir çok önemli işim vardı. Ama dedim ki hayatını yaşa düşünme gerisini, benim bu festivale gitmem gerekiyor dedim. Bir çok kişiyi karşıma almama rağmen yine de o festivale gittim ve çok eğlendim. İyi ki de gitmişim diyorum. (Engerek JR: bomboş yaşıyorum lan ben.)
Soru 10-) Ne tür müzikler dinlersiniz?
Cevap: Güzel olan her türlü müziği dinlerim. Benim için belirli bir müzik tarzı yok. Ama şarkının benim için bir anlamı olmalı benim onu düşünüp o hikayeyi yaşamam gerekiyor. Buna da en yakın tarz alternatif rock ve Ahmet Kaya’dır.
Soru 11-) Çalacak olsanız hangi enstrümanı çalmak isterdiniz?
Cevap: Ben Cajon çalıyorum. Ama en çok istediğim enstrüman Bateri’dir. Perküsyonda ritmi yaşıyorsun ve olduğun yerden uzaklaşıyorsun, ben bu duyguyu çok seviyorum.
Soru 12-) Son olarak tiyatro sizin için neyi ifade ediyor?
Cevap: Tiyatro bir özgürlük alanıdır. Önceki sorularda verdiğim cevapta bütün karakterlerimle dalga geçerim demiştim ama tiyatro sahnesinde ki karakterimle asla dalga geçmem. Çünkü insanlar oraya beni izlemeye geliyor ve benden önce o karakteri izlemeye geliyorlar.
Soru 13-) Yıkmak istediğiniz bir gelenek var mı?
Cevap: Bu soruda çok uzun uzun konuşacağım. Yıkmak istediğim bir çok gelenek var. Ama hepsini ortak bir noktada toplarsam; “Bunu düşünmeyelim. Bu çok ayıp.” Kısacası ; Düşünmemek. Bu gelenekselleşti bizim toplumumuzda. Bende bu düşünmeme geleneğini yıkmak isterdim. Evet kendi filmimi yazmak istiyorum, kendi filmimi yönetmek ve oynamak istiyorum çünkü insanları düşündürmek istiyorum. Bakın benim böyle bir olayım var, bunu alın düşünün, kendiniz yorumlayın ve sonra karar verin. Düşünmeden karar vermeyin dedirttirmek istiyorum. Zamanla “Düşünce Suçu” diye bir suç oluştuğunu düşünüyorum. Şuan dünya toplumunda böyle bir suç olduğunu hissediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder